SEN O HASTA (!) DEĞİLSİN!

Bazı insanlar iyilik delisi, saf ve yürekleri ayna gibidir. Mesala kan anonsu duydukları zaman hemen atlarlar. Sokak hayvanlarına biri zarar mı verdi hemen orda biterler. Minibüse yaşlı biri binince ilk onlar kalkarlar. Sosyal medyada yardım çağrılarını hemen profil yaparlar. Gözyaşları kirpiklerinin ucunda olan serdengeçtidirler onlar.  Hani öyle ‘ duyar kasmak ‘ değildir onların iştigali. Dedim ya yürekleri cam gibidir ve hemen her yerde ‘ nesli tükenmekte olanlar’ sıralamasında ilk akla gelen onlardır. Aslında bu nadide ve deli saçması (!) özelliklerinden dolayı aşikardırlar. Saf, enayi yakıştırmaları yanında, başları pek beladan sıkıntıdan da kurtulmaz. Bunu her seferinde acı acı tecrübe ederler ancak yine de hep aynı yerden ısırılmayı göze alırlar. Yapmacık olmadıkları için karakterleri gereği hep de benzer filmlerde aynı sona maruz kalırlar. Hüsrana uğrarlar, dünya azar işitirler. Tamam bu defa daha dikkat edeceğim diye gizli bir söz verseler de içlerinden, yine bir olay karşısında seferberlik görevine hazır eratlar gibi bir anda kendilerini yeni bir maceranın içinde bulurlar. En çokta eşleri akrabaları tarafından ikaz edilseler de; her defasında mağlup olmalarına karşı bomba imha timi olmaktan geri durmazlar.

Bir kere baştan söyleyeyim. Ne siz ne ben o delilerden değiliz. Yer yer ve tek tük olayla andırsak bile kesin diyebilirim ki biz onlar değiliz. Zaten biz bir kere kuyuya düştük mü, o kuyuya birilerini düşürmeden de durmayız.

Manyak mı, kardeşim her yere koşturuyor? Bu devirde bu insanlık? Bu tür yakınmalar duyduğunuz zaman bilin ki özne yukarıda anlatmaya çalıştığım kişi(ler)dir. Onlar ‘ bunlar olmazsa başımıza taş yağar ‘ dediğimiz kişiler. O kadar enerjileri yüksek ki, birinin varlığı bir şehre yeter adeta. Onların siyaset, furbol ve aşiret gibi insanları fırkalara ayıran keskin çizgileri yoktur. Tatlı ve insana huzur veren bir tebessümleri ve yumuşak mı yumuşak bir kalpleri vardır onların. Öyle din, dil ve coğrafya kalıplarına girmezler. Masura, metre, astar ve dirhemle ölçülmezler. Bu gezegene layık mı değiller nedendir bilinmez ama genel olarak ömürleri de kısadır. Hani şu iyi insan çok yaşamaz derler ya işte o cümlenin öznesi, nesnesi ve yüklemidirler. Onlar bir gün iyi, diğer günler kötü değildirler. Onlar benim ölüm, senin ölün diye acıyı bölüklere ayırmazlar. Canı istediğinde iyi, istemediğinde başka çalmazlar. Yakınına torpil ama yabancıya şarapnel parçası olmazlar.

Sayıları az olsa da hemen hemen hepimizin çevresinde böyle 1-2 deli vardır. Şahsen öyle biri olduğumu düşenmediğim ve düşünmedikleri için tam olarak nasıl ve ne kadar deli olduklarını kestiremiyorum. Bu yüzden onları tam olarak tasvir edemiyorum. Ancak bu demek değildir ki böylesi insanlar sahipsizdir. Börtü böceğe avukatlık yapan biz geri kalan diğer zevat pekala onların yanında yer alabiliriz/almalıyız.

Evet sen ey uyanıkoğlu uyanık insan, ya da basit ve geçici pragmatik sonuçlarla öyle olduğunu düşünen insan. O tür insan/lar varsa etrafında çiçek sular gibi iyi bak o insanlara. Senin paramparça  ettiğin beşeri bir araya getiren yegane harç o makul insanlardır işte. Foseptik bir çukura dönüştürdüğün dünyada cılız olsa da misk kokuları işte o insandan geliyor. Çölde gölgesinde soluklandığın ağaç işte o insandır. Hani her defasında deli yaftası vurduğun o varlık, modern alemin sadece fiziği sana benzeyen gül devri adamıdır o. Derviştirler onlar. Sövene dilsiz, dövene elsiz deyişinin kahramanları onlar. Öyle benim senin gibi ibadet ehli görünüp ibadete ters olan ne varsa yapmazlar. Zaten belli bir makama , mevkiye de kolay kolay gelemezler… Her yerdeler. Kah Filistinli mazluma vuran siyonizm karşısında bir Yahudi eylemciyken kah Çin’de depremde ölen masumlara gözyaşı döken bir Müslüman… Ben ve sen biraz zor anlarız o ince çizgiyi, çok fırın ekmek lazım oralara gitmek için.

Evet dedim ya aslında çok azdırlar. Uzaklarda arayadur sen, tam da iyilik delisi diye aklından geçirdiğin o insan yanıbaşındadır. O’na ne olur sahip çık. Avukatlığını yap. Hastalık derecesinde iyiliksever olan o insan gibi hasta olamazsın ama o hastaya hizmet edebilirsin. Koruyup kollayabilirsin. Enayiliğine (!)  tahammül edebilirsin. Sazanlığına (!)  bulanık da olsa bir yudum su olabilirsin.

Enayi (!) ,saf ve aptal (!) damgası yemek o yola girmenin ilk yoludur.  Başarısızlık, mevki makama gelememe tabiri caizse hiçbir baltaya sap olamamadır sonraki merhale. Evrensel ilkeleri yüzünden , dik duruşundan dolayı ucuz nevalelere tamah etmemekle biten  bir ömürdür artık son.

Ben başaramadım.

Yüreği yeten önden buyursun.

Ancak var öyle olan tanıdığım başımın üstünde gezdirdiğim…

Dünyanın her yerinde

Her renkten.

Her inançtan.

Unutma bu evreni sıradışı olan ve senin aklına zor gelen o insanlar kurtarıyor.

Unutma ‘ senden ‘ çok var. Ancak onun nesli tükenmekte.

O sen değilsin.

O ben değilim.

O hani öldüğünde şehri yasa boğan ve ölümü sana benzemeyen kişi.

Tıpkı yaşamı da sana benzemediği gibi.

İlginizi Çekebilir

HABER49 BİZİM, HABER49 HEPİMİZİN

İşte geldik, herkesin gelmek istediği o büyülü çağın eşiğine; 18 yaşındayız… Ne kadar uzun bir …