MİLLET İTTİFAKI VE ‘STOCKHOLM SENDROMU’

Stockholm, İsveç’in başkentidir ve İsveç sanayisinin yaklaşık %35’i bulundurmaktadır. Bu sebepten Stockholm hem İsveç hem de İskandinavya ülkeleri için önem arz eden bir şehirdir. Stockholm’un bu özelliğinin yanında yarım adalardan oluşan niteliğe de sahip olması onu küresel ve kültürel bir konuma da yükseltmiş ve turistler için cazibe merkezi haline gelmiştir. Lakin Stockholm’un sahip olduğu nitelikler ile anılmasından ziyade geçmiş yıllarda yaşadığı bir olay ile anılması Stockholm’u gündemde tutmuş ve bu şekilde hafızalarda yer edinmesine sebep olmuştur. Bu meşhur olan Stockholm Sendromu’dur.

STOCKHOLM SENDROMU: CELLADINA AŞIK OLMA DENEYİMİ

Stockholm Sendromu, adını 1973 yılında İsveç‘in başkenti Stokholm‘de yaşanan bir olaydan almaktadır. Banka soyguncusu tarafından altı gün boyunca rehin tutulan bir kadın bir süre sonra soyguncuya duygusal olarak bağlanır. Serbest kaldığında soyguncuyu savunmakla kalmaz, nişanlısını terk ederek kendisini rehin alan banka soyguncusunun hapisten çıkmasını bekler. Bu inanılmaz olayın ardından celladına aşık olan kurbanların yaşadığı duygusal ilişkiye Stockholm Sendromu adı verilmektedir. Kendisine zarar verecek olmasına rağmen celladına dair düşüncelerini kontrol edemeyen bireyler, suni bir ilişkinin kurbanı olurlar ve celladının tercihine razı bırakılırlar. Günümüzün siyasal alanın bir tarafında yer alan Millet İttifakı’nında mevcut durumu tamamen böyledir.

MİLLET İTTİFAKININ ÇIKMAZLARI

Baktığımızda Millet İttifakındaki partilerin sahip olduğu siyasal tabanın sosyolojisi birbirlerine yakın değildir. Bu ittifaka dahil olan partilerin mevcut siyasal görüşleri de birbirleriyle uzaktan yakından ilişkili değildir. Çünkü Saadet Partisi’nin tabanı Erbakan geleneğine aittir ve Erbakan hiçbir zaman sol ile politik ilişki biçimi kurmamıştır. 1999 yılındaki sol hükümetin başbakanı olan Ecevit ise hükümet kurma tercihini bizzat kendisi sağ partilere götürmüştür lakin mevcut hükümetin ömrü çok kısa olmuştur. Ayrıca 28 Şubat sürecinde Erbakan hocayı yalnız bırakan Meral Akşener ile kurulan ortaklık Saadet partisi tabanda hayal kırıklığı yaratmıştır. DYP’nin de sola dair bir politik tecrübesi yoktur. Mesela Demirel, hiçbir zaman sol ile politik birliktelikten yana olmamıştır. Çiller ve rahmetli Erbakan’ın kurduğu Refah-Yol hükümeti de yine politik tercihlerin uyuşması ile yakından ilişkilidir. Bununla birlikte HDP ile CHP’nin tabanının sosyolojisi ve politik tercihi taban tabana zıttır, yine İyi Parti ile HDP’nin politik tercihleri oldukça farklıdır. Çünkü İyi parti, MHP içinden kendisini var eden ve kökenleri MHP’ye ait siyasal bir partidir, sadece bu sebepten dahi İyi parti ile HDP’nin yanyana gelmesi sosyolojik açıdan mümkün değildir. İyi Parti’nin en güçlü ortağı olarak görülen CHP’nin de, İyi parti ile ortak bir politik tercihi olmamıştır. Adını koymak gerekirse politik tercihleri zıt olan siyasal partilerin bir arada olması kendi katillerine ilgi duyan kurbanın tercihinden, yani Stockholm Sendromu’ndan başka bir şey değildir.

SAADET PARTİSİ RAHMETLİ ERBAKAN’IN MİRASINA SAHİP ÇIKAMAMIŞTIR

Temel Karamollaoğlu’nun yakın süreçlerde yaptığı açıklamaları neredeyse politik bir hatadır. Temel Karamollaoğlu, Akşener’in ve HDP’nin de içinde bulunduğu suni ittifaka ortak olarak rahmetli Erbakan’ın mirasını heba etmiştir. Çünkü Akşener, 28 Şubat sürecinde Rahmetli Erbakan hocayı yalnız bırakmış ve vesayet rejimine sessiz kalmıştır. Dönemin içişleri bakanı olarak 28 Şubat postmodern darbe girişimine karşı net bir tavır sergilememiş ve hatta alınan kararların uygulanacağından bahsetmiştir. Ayrıca Öcalan’ı kurtarma planını aşikar olarak ifade eden HDP’nin yanında durarak Erbakan hocanın, Kürt meselesi kavrayışını hatalı olarak politize etmiştir. Erbakan hocanın Doğu ve Güneydoğu illerinden geçmiş yıllarda almış olduğu yüksek oy oranını rahmetli Erbakan’ın dini tavrı ve İslami duruşu ile yakından ilişkili olduğu hatırlanırsa, Öcalan’ın özgürlüğüne işaret eden bir siyasal tercihin Saadet partisi tarafından net ve hızlı bir şekilde terk etmesi beklenebilir. HDP’nin seküler tavrının, Refah partisi geleneğinin devamı olan Saadet partisi ile uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Sayın Karamollaoğlu, Saadet partisinin durması gereken yerin kanaatime göre farkında değildir. Hem politik hem de sosyolojik olarak taban tabana zıt olan seçmenleri bir araya getirme çabası Saadet partisinin sonu olabilir.

İlginizi Çekebilir

HABER49 BİZİM, HABER49 HEPİMİZİN

İşte geldik, herkesin gelmek istediği o büyülü çağın eşiğine; 18 yaşındayız… Ne kadar uzun bir …