HAYALİMDEKİ ÜNİVERSİTE 5

Bu makalemden önce kaleme aldığım dört seride hayalimdeki üniversiteye dair çeşitli kurguları ifade etmeye çalışmıştım, elbette bu metindeki kurgularda ancak bir hayalden ibarettir ve yazılanların herhangi bir kurum yahut kişilerle hiçbir alakası yoktur. İfadelerden isteyen istediği anlamı çıkarabilir yahut yazılanların başka alanlara ithafı da ileri sürülebilir lakin bunların hiçbiri bizi bağlamamakta ve alakadar etmemektedir. Bu makalem ise önceki makalelerimin devamı niteliğindedir ve önceki metinlerle sıkı bir bağ içindedir.

Kıymetli okurlar, uzun süredir üzerinde çalıştığım ve çalışmaların sonucu metinleştirdiğim Diyarbakır Anneleri çalışmamı birçok TV kanalında anlatma fırsatı buldum. Özellikle TRT, Tvnet, Ülke TV ve NTV’deki programlarda, bir akademik çalışmanın ülkemizin gündemindeki önemli bir konuyu anlatabilmek ve konunun hassasiyetine göre gündeme dair bir şeyler aktarmak önemli bir tecrübeydi. Akademisyenlerin, özgür çalışabildikleri bir ortamda ülkenin sorunlarına veya güncel gelişmelerine dair yorum yapabilmesinin kaçınılmaz olduğunu gördüm ve tecrübe ettim. Lakin tam tersi gelişmelerde akademisyenlerin, kendi çalışmalarına yoğunlaşabilmesi çok da kolay olmayabilir. Anlaşılmalıdır ki, akademisyenlik ancak özgür bir dünyada gerçekleşebilecek bir eylemdir. Çünkü akademisyenin özgür düşünmesi ve düşüncesi sosyal mecralarda ifade edebilmesi ancak bu pratik ile sağlanabilir. Düşüncelere kilit vurulduğu takdirde ise bir akademisyenin verimli olması asla mümkün değildir. Özgürlük denilince aklımıza her konuda istediğimizi söyleyebileceğimize dair bir kurgu asla gelmemelidir. Çünkü özgürlük, batı ontolojili bir kavram olduğu için bizim gibi geleneksel yapısı güçlü olan toplumlarda bazen yanlış bağlamlara angaje edilebilir. Özgürlük hiçbir zaman devlete karşı bir refleks olarak düşünülmemelidir. Aynı zamanda bölücü düşünceleri savunmak da bir özgürlük modeli değildir. Özgürlük kavramında eleştirel bir yön elbette olmalıdır ama eleştirmenin sınırları da herhangi bir militanca bağlam içermemelidir.

NEDEN MEDENİ BİR ÜNİVERSİTE?

Medeniliğin ele alınış biçimi bir üniversitenin vizyon ve misyonunu da ortaya koymaktadır. Hayalimdeki üniversitenin medenilik anlayışı, çağın ihtiyaçlarına cevap veren, batı tipi entelektüel üretimi dikkate alarak kendi değerlerinden Cemil Meriç’ci bir söylem üretebilen, üniversite içinde entelektüel bir ortam oluşturabilen ve modern bir eğitim-öğretim mekanının her türlü donanımına sahip olan bir kurguyu ifade etmektedir. Çünkü medeniyet, medeni olmaktan gelmekte ve medeniyetin doğum yeri olarak Doğu toprakları gösterilmektedir. Ülkemizin, sahip olduğu kadim tarihi de dikkate alırsak herhangi bir üniversitenin medeniyet misyon ve vizyonunun ne kadar önemli bir içeriğe sahip olduğunu daha net anlayabiliriz. Medeniyet, geleneğin korunması ve korunan gelenek ile birlikte güne ayak uydurabilme becerisidir. Çünkü medeniyetin kökeninde dünü ve bugünü birlikte yaşamak vardır. Medeniyetin temel kodu olan geleneğin ise güncellenerek güne uygun hale getirilmesi ayrı bir beceri istemektedir. Modern dönemin kodlarını sorgulayan geleneğin reddinden ziyade gelenek kavramını dönüştürmek en doğru ve kabul edilebilir bir yoldur. Ancak bu şekilde bir toplum geçmişinden kopmayarak günü anlama şansına sahip olabilir. Medeni bir üniversitede geleneğinden güç alan düşünürler önemli araştırmalar yapabilir, geçmiş ile bugünün bağlarını daha sağlam kurabilir ve toplumun tarihsel kökenlerini eğitimini sürdürdüğü genç nesle daha hızlı aktarabilir ama medeniyetinden vazgeçen bir akademinin, geçmişi günümüz ile buluşturma şansı asla kalmayacaktır. Geçmişe ait kodların gençlere öğretilme ihtimali ortadan kalkacaktır. Yetiştirilecek nesil bağı kopan akademide arafta kalacak ve sadece üniversite öğrencisi olacaktır. Medeniyeti tarihinden çıkaran üniversite geleneğini koruyamayacak, geleneğini dönüştüremeyecek ve ortaya ucube bir paradigmanın çıkmasına sebep olacaktır. Modern batı aklına uyarak medeniyet kavramını tarihinden çıkaran bir akademi, ilk olarak iblisin düştüğü rasyonalizm tuzağına düşecek ve kibrinden heder olup gidecektir. Bir akademi ancak geçmişi ile vardır ve geçmiş, geleneğin korunması ile ancak yeni nesle ulaştırılabilir. Medeni bir üniversiteden kopuş, maalesef yeni bir olgu ortaya çıkarmayacaktır.

ÖZGÜR BİR DÜNYA’YA

Medeniyet ve özgülük kavramlarının birbiri ile yakın ilişkisi bir akademinin olmazsa olmazıdır. Yukarıda ifade ettiğim gibi Diyarbakır Anneleri çalışmamı yapabilmek ve ekranlarda anlatabilmek ancak medeni bir üniversiteden özgür bir dünyaya açılan mekânlarda mümkündür ve kendi çalışmamı bilimin ışığında, özgür ve medeni bir üniversitede başarabildim, bunun için çok şanslıyım. Medeniyetin ve özgürlüğün ortadan kaldırıldığı bir mekânın hangi kavramlarla doldurulacağından ziyade tarihsel kodlarını yeniden nasıl oluşturacağı esas sorunlar arasındadır. Medeni bir üniversiteden özgür bir dünyaya ulaşmak bir akademisyen için neredeyse olmazsa olmazdır. Batı dışı bir modernite olarak kabul ettiğimiz bu pratik düşünme biçimi bizi geleneğimizden koparmadan özgürlüğü doyasıya yaşayabilme imkânı da sunacaktır. Medeni olmak İbn-i Haldun’un bahsettiği gibi kentli olmaktır, üretebilmektir ve uygarlaşmanın ön koşuludur. Medeniyet kavramını tarihinden çıkaran bir akademi ancak Bedevileşir ve özgürlük, anlamını yitirir. Rousseau, Diderot, Montesquieu ve Tocqeville gibi önemli düşünürlerin özgürlük üzerine söyledikleri düşünülürse bir akademiye yakışabilecek en önemli kavramlardan biri özgürlüktür. Bu kavram Fransız tarihine yapılan bir atıf değildir tam aksine, medeniyet kavram ile birlikte ortaya koyduğu diyalektikle harika bir sentez oluşturabilir. Özgürlüğün, bisiklet metaforu gibi çeşitli kullanım alanları vardır. Bisiklet nasıl iki veya üç tekerlekli, pedallı-pedalsız, elektrik motorlu veya motorsuz, elektrik veya kas gücü ile ilerleyen bir ulaşım aracı ise özgürlüğün de mülkiyet, kişi hakları ve kurumsal gibi çeşitli tanımlamaları vardır. Bisiklet aynen özgürlük kavramı gibi uzun mesafe maratonları için de faydalıdır. Çünkü özgürlük de uzun soluklu bir koşu ve mücadeledir. Özgür beyinler devleti ve milleti için durmadan çalışabilir, üretir ve kurumunu kalkındırır. Bugün SİHAve İHA’larda bir dünya markasıysak bunu ancak medeni ve özgür bir ülke olarak yapabilme şansını elde ederek başarabilmişizdir. Geleneğimizden kopmadan, onu terk etmeden ama geleneğimizi güncellemekten de geri durmadan amacımıza ulaşabilmişizdir. Hayalimdeki üniversitelerde ancak bu iki kavram ile birlikte kodlanabilir. Özgürlük ve medeniyet akademinin bam telidir. Bu kavramları akademiden uzaklaştıranlar ise ancak bedevi olarak isimlendirilebilir.

MEDENİ BİR ÜNİVERSİTE’DEN ÖZGÜR BİR DÜNYA’YA

Yazımın başından beri vurguladığım iki kavram olan özgürlük ve medeniyet kavramlarının en iyi uzlaştığı sentez cümle ancak Medeni Bir Üniversite’den Özgür Bir Dünya’ya tümcesi olabilir. Medeni olunmadan özgür, özgür olmadan da medeni olunamaz. Ancak bedeviler, medeniyetten ve özgürlükten anlamaz ve anlamadıkları için akademilerin tarihsel koşulları ve gelenekleri ile uğraşmayı kendilerine görev sayabilirler. Cemil Meriç, Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek, Erol Güngör, Alparslan Türkeş, Adnan Menderes, Turgut Özal, Necmettin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan isimleri bizlere medeniyet ve özgürlük kavramlarının sentez hediyeleridir. Gelenek bu iki kavram arasında diyalektik biçimde ancak gider ve gelir lakin hiçbir zaman kaybolmaz. İsimler ise bizlere kendileri ile birlikte geleneği taşır. Gelenek ontolojili medeni bir üniversiteden özgür bir dünyaya olan yolculuğumuzda saydığımız isimleri asla unutmamalıyız. Başka memleketlerde medeni bir üniversiteden özgür bir dünyaya dikotomisinden vazgeçerek geleneği unutan ve unutturanları ise kalbi kurusun. Kalın sağlıcakla.

İlginizi Çekebilir

HABER49 BİZİM, HABER49 HEPİMİZİN

İşte geldik, herkesin gelmek istediği o büyülü çağın eşiğine; 18 yaşındayız… Ne kadar uzun bir …