DOSTOYEVSKİ VE ÖLÜLER EVİNDEN ANILAR!

Dostoyevski’nin  “Ölüler Evinden Anılar” adında nefis bir kitabı vardır. Yazarın Sibirya’daki hapishane deneyimlerini kaleme aldığı bu kitabı muhtemelen birçoğunuz okumuşsunuzdur. Okumayanlara da okumalarını tavsiye ediyorum…

Dostoyevski bir toplantıda yüksek sesle okuduğu bir şiir nedeniyle Çar tarafından Sibirya’da hapse mahkum edilir. Hapis cezasını bitirdikten sonra anılarını kaleme aldığı “Ölüler Evinden Anılar” adlı kitabı yazar.

Dostoyevski’nin demir parmaklıklar arkasındaki canları çok farklı boyutlarda resmettiği, hapishane yaşantısını tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdiği müthiş romanı. Kısacık olmasına rağmen Sibirya’da ki yaşamı, köylünün sınıf ayrılığına bakış açısını, toplumun suça bakış açısını, mahkumların ilginç ruh hallerini romana sığdırmayı başarmıştır Dostoyevski, biz de tüm bunları şaşıra şaşıra okuruz. Hepsinden de ilginci anlatıcının mahkumları çocuklarla kıyaslamasıdır ki gerçekten de anlatılan mahkumlar en kavgacı, kaba olanlar bile çocuk saflığına sahiptirler.

Roman ilerledikçe tıpkı anlatıcı gibi bizim de mahkumlara bakış açımız değişir.  Veremli mahkumun vücudunda hala prangalar varken hayata veda etmesi çok koyar insana.  Tiyatro temsili samimiyeti ve amatör havasıyla insanın ruhunu okşar. Köylü mahkumların hapishanede bile, asillerle eşit olduklarını kabul edememesi derinlemesine üzer insanı. Sonuç olarak kısa ama zengin bir romandır ölüler evinden anılar. Duygu yüklüdür, insan yüklüdür.

Kitapta, hapishanedeki hayatından önce insanları tanıdığını sandığını ama yanıldığını burada anladığını belirtir. Yazar, “kara halk” olarak tanımladığı bu kitleyle karşılaştıktan sonra insanları çözümlemeye ve kendi iç dünyasının derinliklerine inmeye başlar.

Dostoyevski hapishanedeki bir köpeğin yanından geçen her mahkum tarafından tekmelendiğini gözlemler. Köpek mahkumlardan kaçmadığı gibi yanına bir mahkum yaklaştığında eğilerek tekmelenme pozisyonu almaktadır. Dostoyevski bir gün köpeğin yanına yaklaşıp başını okşar. Köpek şaşkın şaşkın ona bakarak hızla yanından uzaklaşır ve acı acı havlamaya başlar. O günden sonra köpek Dostoyevski’yi her gördüğünde ondan kaçar.

Ruhu köleleştirilmiş bu köpek bir sevgi açıdır. Bu durum insanlar için de geçerlidir. Hayatları boyunca haksızlığa ve kötü davranışlara uğramış sevgi açları iyi bir davranışla karşılaştıklarında nasıl davranacaklarını bilemezler. Bazen kötü davrandığınız insanlar size tapar, bazense iyi davrandıklarınız sizden nefret eder. Böyle insanların gözünde onları aşağılamanız onlar için bir beklentidir. Sizi gözlerinde yüceltirler. Eşit ve iyi davrandığınızda ise onların gözündeki değeriniz birdenbire düşer.

Bu tasviri ilk okuduğumda aslında bunun çok tanıdık bir insan tipi olduğunu düşündüm. Bu tip insanlar layıklarının okkalı bir tekme olduğuna yürekten inandıkları için hayatları boyunca beyaz atlı tekmecilerini arar dururlar… Tıpkı Dostoyevski’nin “köpeği” gibi ancak kendilerini tekmeleyecek insanları dikkate alırlar. Güçlü bir tekme önünde eğilir, zayıf bir tekmeyi ise asla bağışlamazlar. Tekme atanın takdir ettiği hayata, belirlediği sınırlara gönül rızasıyla katlanırlar.

Değer görmeye, saygı duyulmaya alışmamış, kendi değerinin farkında olmayan bu tip insanlar kendilerinden sonra en çok kendilerine değer verenlerden nefret ederler. Her neşe kırıntısını tekmeler, her kahkahayı susturmayı görev edinirler.

Bu tip bir erkek ya da kadına, ilişkiniz içinde, umduğundan fazla değer/sevgi verdiğiniz takdirde; gözünden düşmeniz, itibarsızlaşmanız, değersizleşmeniz mukadderdir. Böyle bir tip hiçbir saygın muameleyi cezasız bırakmayacaktır. “Bu kişi düzgün biri olsaydı, benim gibi bir böceğe değer vermezdi!” diye düşünecektir. Çünkü bu tür kişiler kendilerini Kafka’nın Gregor Samsa’sı kadar insan kabul etmektedirler. Daha fazlası, daha iyisi ruhlarında hazımsızlığa yol açacaktır… Onu okşayın, elinizi kıracaktır; onu sevin, size ihanet edecektir; ona verin, nankörlük yapacaktır; onu yüceltin, sizi horlayacaktır…

İnsanın karakteri en önemli değerlerinden biridir. Dolayısıyla, en kıymetli varlığınızı başkalarının emrine sunarak ruhunuzu köleleştirmeyin. Unutmayın ki; Köleyseniz bir başkasına muhtaçsınız demektir. Cesur kalın…

İlginizi Çekebilir

BUGÜNÜN VARLIĞINDA; BİZLER

“Nasıl bilirdiniz?” sorusunun sorulduğu zamanlarda, sorunun muhatabının kazandığı meziyetler değil kaybetmediği değerler nicel bir hesaplama …