DESTANI ANMAK İHANETİ ANLAMAK: 15 TEMMUZ DİRENİŞİ VE SOSYOLOJİSİ

Tam beş yıl önce ülkemizin tüm halkı ile birlikte aştığı ve dünyaya bir demokrasi hatırası olarak hediye ettiği 15 Temmuz’un yıl dönümüne az kaldı. Tarihin belki de en önemli özelliği olan tekerrür edebilme ihtimali, şükürler olsun ki 15 Temmuz 2016’da ters tepti. Güç anlamında baskıcı sürecin karşısına dikilen halkımız, yaklaşık ikiyüz elli yıl önce Fransa’da gerçekleşenleri tekrar etmiştir. Aynı Fransa’daki gibi bütün halk sokaklara dökülmüş ve sahip olduğu demokrasiye sahip çıkmıştır. Ülkemizin yeni bir İstiklal mücadelesi olarak tarihe geçen 15 Temmuz günü, unutulmamalıdır, unutturulmamalıdır.

Elbette ki bütün toplumsal hareketlerde en önemli aktör liderdir. Lider olmadan, kitlesel hareketlerin başlaması yahut sona ermesi pek mümkün görünmemektedir. Liderler, sahip olduğu etkilerini hem karizmalarından hem geçmişlerinden hem de ona sahip çıkarak destek veren halkından almaktadır. Liderlerin varlığının, bu bağlam ile birlikte ele alındığında boyutunun ne kadar önemli olduğu anlaşılabilir. 15 Temmuz günü, Türkiye halkının konuşmasını beklediği lider Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Erdoğan isminin karizmasının etkisi, “ben, halkın gücünün üstünde bir güç tanımıyorum. Halkımı meydanlara davet ediyorum, havalimanlarına davet ediyorum ve birlikte bu darbecilere gerekli cevabı vereceğimizi düşünüyorum” ifadelerinden sonra kendisini göstermiştir. Erdoğan’ın karizmatik liderliğinin başlangıcı olan 2002 yılından itibaren devam eden süreç 2016 yılında zirveye ulaşmıştır. Cumhurbaşkanımızın görüntülü olarak verdiği mesajdan sonra sokaklara çıkarak tanklara dahi meydan okuyan haklın, milli şuurunda nelerin olduğu artık nettir ve halk, asla sahip olduklarını geri vermeyecektir. 15 Temmuz akşamı, FETÖ teröristlerince gerçekleştirilmeye çalışılan girişim, önce Rabbimizin sonra liderimizin çağrısı ve bu çağrıya kulak veren halkımızın sayesinde başarısız olmuştur. O halde 15 Temmuz’u farklı kılan nedir sorusuna bir cevap olarak şunları ifade edebiliriz; 15 Temmuz önceki darbe girişimlerinden farklı olarak bir cemaat girişimidir ve bu cemaat teröristtir. Aynı cemaatin, birçok alana sızmış üyeleri devletin çeşitli mekanizmalarını adeta felç etmiştir. İslam inancını, takiye olarak kullanarak aslında münafıklığın birerbir örnekleri olarak kendilerini ifşa etmişlerdir. Böylece Hz. Muhammed’in, münafıklarla mücadelesinin ne kadar çetrefilli ve sabır gerektiren bir süreçte nasıl sürdürebildiğini de anlamış bulunmaktayız. Münafıkları tanımak kolay değildir ama zor zamanlarda renklerini ilk onlar belli etmişlerdir. 15 Temmuz’un bir diğer niteliği ise gücün tamamen halka ait olmasıyla başlayan bir direniş sürecine sahip olmasıdır. Karizmatik lider olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın konuşmasından sonra kitlelerin gücü daha da artmış ve darbe girişimine karşı verilen mücadele daha da güçlenmiştir. Birçok yerde (kendimde dahil olmak kaydıyla) sokağa, sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısından önce çıkılmıştır. Özellikle Mısır’da Mursi ile yaşanan süreçten sonra, darbecilerin hiç de şakalarının olmadığı anlaşılmış ve haksız mücadelenin karşısında durulmuştur. İşte 15 Temmuz böyle bir destansı mücadeledir.

15 Temmuz’un sosyolojisini anlamak için başka hiçbir tarihe bakmaya gerek yoktur, ülkemizin geçmişte vermiş olduğu mücadelelere bakılınca, bu milletin neden 15 Temmuz 2016 gecesi sokağa döküldüğüne dair ipuçlarını bırakabiliriz. Bu öyle bir sosyolojisi ki, Çanakkale savaşında Seyit Onbaşı’nın kaldırdığı top mermisi hangi inanç ve kuvvetle kaldırıldıysa, 15 Temmuz 2016 gecesi de milleti sokağa döken yine aynı inanç ve kuvvettir. Elbette ülkemizin lideri ve Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı ile sokağa çıkış hızlanmış ve yönlendirilmiştir. Kurşunlara karşı durabilmenin mantığını sosyolojik olarak aramak mümkün değildir. Ölüm kavramının soğukluğunu bir kenara bırakarak kurşunların önüne atlamak, tankların önünde durmak ve İstiklal Marşımızda ifade edildiği gibi “gövdelerin siper edilmesi”, klasik bağlamda açıklanamaz.

O halde, ülkemizin kendisine ait sosyolojisi bağlamında 15 Temmuz üzerine bir yorum yaparsak kanaatimiz şu olabilir: “15 Temmuz’u anlamak için sosyolojiden, siyasetten daha fazla şeye ihtiyacımız vardır”. İhtiyacımız olan olgusal durum ise inancımızla alakalı olan gerçekliklerdir. Toplumsal hareketlerin temelinde yer alan bağlılık duygusu, 15 Temmuz gecesini bütün olanları tanımlayabilir. Milletimizin vatanına, dinine ve değerlerine olan bağlılığı, bu kavramlara sahip olamayanlar tarafından tehdit edildiği anda, harekete geçirici bir mekanizma olarak kendini göstermiştir. Ne zaman ki, bu kavramsal şemaya sahip olmayan ama sahipmiş gibi görünen münafıklar tarafından tehdit edildiği hissedildiği anda, bu kavramsal şemaya sahip olan Müslümanlar anında harekete geçmişlerdir. İşte Çanakkale savaşında Seyit Onbaşı’yı harekete geçiren olgu da budur. Seyit Onbaşı, elinde olan değerlerin tehdit altında olduğunu hissettiği anda top mermilerini kaldırabilme gücünü (Allah’ın izniyle) kendine bulmuştur. Bazı olayların anlaşılmasındaki bu anomik durum, 15 Temmuz’da da kendisini göstermiştir. Eğer, herhangi bir güç bütün inşaların evlerinden çıkartabiliyorsa, ölüm kavramı artık insanlar nezdinde önemli hale geliyorsa, mermilerin ateşlenmesini bir anlamı ve korkutuculuğu kalmıyorsa, insanlar çok güvendikleri ordu mensuplarına “yanlış yapıyorsunuz” diyebiliyorsa, sahip olunan liderin sözü milleti için paha biçilemez bir konuma yükselebiliyorsa, okunan ezanlar/salalar insanların akıllarına şehadet kavramını getirebiliyorsa ve milletimiz, kendisine verilen demokrasi kavramına tarihinde ilk kez sahip çıkabiliyorsa, bizler bun pratiklerin sosyolojik tahlilini yapmakta zorlanabiliriz ama bu pratiklerin bütününe 15 Temmuz ismini verebiliriz. İşte 15 Temmuz 2016’nın sosyolojisi budur.

15 Temmuz’da ortaya çıkan FETÖ hainlerinin, yıllarca kendilerini nasıl gizledikleri aslında araştırılması gereken konuların en başında gelmektedir. Her kurumun kendi iç dinamikleriyle ürettiği Fetometre gibi yöntemlerle, çeşitli şekillerde kripto Fetöcüler ortaya çıkarılmıştı. Fetömetre ile yapılan çalışmaların aslında her kurumda olması gerekirken birçok kurumda bu işlevselliği nedense bir türlü göremedik. Bunun sebeplerinin ne olduğunu bilmiyoruz ama Fetömetre’nin, her kurumun kendi iç dinamiklerine dayanılarak yapıldığını ve uygulandığını biliyoruz. Lakin bir dipnot vermek gerekirse, Fetömetre ile yapılan çalışmalarda en başat yöntem, yapılan atamalara bakıldığıdır. Hangi önemli amirliklere kimlerin atandığı ve bu atanan kişilerin nasıl bir sürece tabi tutulduğuna dair şüpheler, Fetömetre’nin ilk adımlarından biridir. Bazı kurumlarda bu adımların seksen (80) olarak nitelendirildiği de ifade edilmektedir. Feötmetre ile alakalı olarak Ferhat Ünlü’nün “Gülen’in Mutantlarının Korkulu Rüyası: Fetömetre” başlıklı yazısına bakılması ısrarla öneriyoruz.

Fetömetre ile münafık sıfatlı insanların ortaya çıkarılması bizlere Hz. Muhammedi’in, Medine yıllarındaki mücadelesini hatırlatmaktadır. Allah’ın Resulü (s.a.v.), özellikle Medine yıllarında münafıklarla epeyce uğraşmıştır. Her namaz kılışında arkasında saf tutanların münafık olduğunu bilmesine rağmen onlara gösterdiği sabra hayran olmamak mümkün değildir. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sahip olduğu bu sabır, o münafıkların emellerine ulaşamamasına da sebep olmuştur. Peygamberin (a.s.) en ufak hatasında kendilerini açığa çıkaran ama zora düştükleri anda geri adıma tarak hatalarını telafi ettiklerini düşünen bu münafıkların, ne zaman nerede ortaya çıkacağı da belli değildir. Gözleri, Allah’ın Resulü’nin (s.a.v) yapacağı bir anlık hataya kilitlenmiş şekilde bekleyen münafıkları, Allah (c.c.), Cehennem’in en derinine göndereceğini buyurmuştur. 15 Temmuz sürecinde de aynı karaktere sahip olan birçok kişi açıkça görülmüştür. Kendisini Müslüman olarak tanıtan ama boynunda “haç” olan münafıkların neler yapabileceğine şahit olduk. Ülkemizin en önemli anlarından birinde ortaya çıkan ve Müslümanların zararına olabilecek her türlü faaliyete açıkça destek veren FETÖ’cüler, münafıklık alametlerinin hepsine sahiptir. Sadece onlar değil, ülkemizde hala “karşı darbe” girişimi bekleyen birçok münafık mevcuttur. İşte bu sebepten, her kurumda Fetömetre’lerin geliştirilmesi oldukça önemlidir. Fetömetre, yalan makinasına benzer bir nitelik taşımakta ve aslında nelerin doğru olabileceğine dair ipuçları vermektedir. Ünlü’nün yazısında da değindiği gibi Gülen’in Mutantları” ancak bu şekilde anlaşılabilir. Sürekli renk değiştirenler, her gelen iktidardan taraf olanlar, taraf oldukları iktidarın yanlış yapmasına ve adaletsiz davranmasına ses çıkarmayanların Fetömetre ile yakından ilişkisi mevcuttur. Dikkat edilirse FETÖ’cüler ve onların adına söz söyleyenlerin çoğu her gelen iktidar ile iyi geçinmişlerdir. Tüm bu sebeplerden dolayı 15 Temmuz’un taçlanması, her kurumda Fetömetre süreçlerinin de başarıya ulaşmasına bağlıdır. Allah’ı “zalimleri/münafıkları” görmüyor zannetmesin kimse, gözlerin yerinden fırlayacağı gün hesap soracak Rabbimizdir. Allah bir daha 15 Temmuzlar yaşatmasın. Âmin. Kalın sağlıcakla.

İlginizi Çekebilir

HABER49 BİZİM, HABER49 HEPİMİZİN

İşte geldik, herkesin gelmek istediği o büyülü çağın eşiğine; 18 yaşındayız… Ne kadar uzun bir …