BAŞTAN SONA FİYASKO

Bu benim ilkyazım denebilir.  Bu sebepten hangi konuda, nasıl bir türde, nelerden bahsetmeliyim diye bir hayli düşünsem de aslında önümde duran, bas bas bağıran bir konu varmış, geç de olsa fark ettim, hemen aldım onu ve işte sizin de yakından bildiğiniz bu konuya gelin hep beraber bir girelim.

Malumunuz en ağır şiddet türlerinden biri cinsel şiddet. Ama ben yazımda cinsel şiddet eyleminin asıl faillerini değil toplumumuzda bu eylemlere şahitlik eden, kendisine bizzat anlatıldığı için ya da başka bir sebepten öğrendiği halde sessiz kalan aile bireyi, komşu, arkadaşlardan; yine şiddetin nedenlerinin araştırılması, şiddetin önlenmesi ve gerekli yaptırımların uygulanmasını sağlaması gerektiği halde pasif kalan/ihmal eden kurumlardan müteşekkil bir toplum zincirinden söz etmek istiyorum. Bunu da adeta film senaryolarını aratmayan olaylar yaşayan iki kız çocuğunun yaşadıkları dehşeti içeren ceza yargılamasına konu bir olay üzerinden anlatmak istiyorum. Bu dosya aslında hep suçlu olan toplumumuzun, bu kez suçunu çok açık ve somut bir şekilde ortaya koyduğu için doğru bir yol olacak diye düşünüyorum.

İki kız çocuğunun küçük yaşlardan itibaren maruz kaldığı cinsel istismarı yaş aldıkça fark etmeye başlamaları üzerine bu ağır şiddetten kurtulmak için çıkış yolu aramaları bakın aslında dilimizden o hiç düşürmediğimiz toplumumuzun ahlakının, aslında nasıl çöküş içerisinde olduğunu, yine aydın denilen kesimden birçok insanın da oldukça bilgisiz olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Kızlar bu durumu ilkin aynı zamanda komşuları da olan bir kuran kursunda hoca olan hemcinslerine anlatıyor ve ondan yardım istiyorlar. Hoca çok üzülüp ah-vah etmekle yetinip – ki bu davranış yazar Amin Maalouf’un da “her şeye üzülen ama hiçbir şeyle ilgilenmeyen insanlar” sözüyle tanımladığı üzere biz Ortadoğuluların tipik özelliğidir – elinden bir şeyin gelmeyeceği mesajını veriyor kızlara. Bu kişi bir de hoca diyecekseniz ama şaşırmayın o içimizden biri. Kızlar bu süregiden istismarı başka başka zamanlarda dolaylı da olsa öğretmenlerine de anlatıyorlar. Ama bu taraftan da beklenen olmuyor. Yaşadığı travmaların psikolojisinde yarattığı tahribat nedeniyle ayaklarının onu hastaneye götürdüğü iki kız çocuğundan biri bu durumu doktorla paylaşıyor ama doktordan yana da yüzümüz gülmüyor. Doktor hani bu Latince kelimelerle konuşup oldukça havalı görünen doktorumuz var ya Latince kelimelere boğuluyor, çocuğun maruz kaldığı eylemlerin suç olduğunu ne Latince’de ne de herhangi bir dilde de olsa anlatmıyor, bu anlamda bir yol da göstermiyor. Ve işte hazırsanız son halkaya geçelim. Biraz biraz nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini öğrenen kızlar yaşadıklarını aile ve sosyal politikalar müdürlüklerinden birine giderek oradaki görevlilere anlatıyorlar. Bakın onlar ne yapıyorlar, daha doğrusu ne yapmıyorlar. Cevabını biliyorsunuz işte. Kızların yaşadıkları nasıl mı adli makamlara ulaşıyor? Kızların ahlaklı ve cesur bir akrabalarının – kendi düzeninin bozulması/başka şehre gitmek durumunda kalması pahasına bu namuslu akrabalarının – durumu öğrenmesi üzerine gerçekleşiyor. Düşünün bu kadar çok ortada olan bir durum namuslu birine denk geldiği için bilinmiş oluyor, bir tesadüfe bakıyor yani.

Sorumuz şu: Şiddete tanıklık eden, birinin yaşadığı şiddeti bir şekilde öğrenen ya da bizatihi kendisine anlatıldığı için bilen bizler neden sessiz kalıyor ya da yol gösteremiyoruz? Tek cevabı yok bunun. Kimi gerçekten ne yapılacağını bilmiyor, bunlar en masumlarımız denilebilir. Aydın kesim için bunu diyemeyiz ama değil mi, aydının bilmemesi olmaz çünkü. Çoğunluk ise başı belaya girmesin diye bildiklerini sineye çekenlerden oluşuyor. Başı vicdanı ile belaya girmiyor ama. Bir de içine doğduğumuz erkek egemen düzende kadınlara olan bakış açısı, kadının başına böyle bir şey gelmişse muhakkak onun hatalarının olduğunun düşünülmesi, suçlular yerine kadınların suçlanması vs. göz önüne alınırsa başka bir tablo beklemek olmazdı zaten.

Eldeki sorun, hukuku da ilgilendiren bir mevzu olduğundan elbette yalnızca vicdan ve toplumsal cinsiyet çerçevesinde tartışmak yeterli olmayacaktır. Susarak/ihmal göstererek kötülüğe hizmet etmek yanında failliği de bölüşüyoruz. Burada ceza kanunumuzun 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu ile 278. maddesinde düzenlenen suçu bildirmeme suçunu hatırlatmakta fayda var. Bilinmeli ki böyle eylemsiz kalındığında aynı zamanda suç işlenmektedir. Şimdi soru şu: Suç işlemeye devam mı edeceğiz?

İlginizi Çekebilir

MŞÜ’DE LOGO İSRAFI!

Kısa adı MŞÜ olan Muş Alparslan Üniversitesi ülkemizin tasarruf eylemine geçtiği ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip …