YASAKLARIN (OLMAZLARIN) ÜZERİMİZDEKİ TESİRİ

Aklımda fikrimde bir süredir hakim bir düşünce. Yasakların insanoğlu üzerindeki o cezbedici ve karşıkonmaz derecedeki etkisi nereden gelmiş yapışmıştı yakamıza böyle? Yasaklara (olmazlara) meylimiz Hz. Adem ve Hz. Havva atalarımızdan bize miras kalan genetik bir duygu muydu, yoksa şeytanın imtihanımızı zorlaştırdığı bir oyunu mu? Düşünsenize bir ömür boyunca bir olmazın peşinden sürükleyip kendimizi nasıl da […]

YASAKLARIN (OLMAZLARIN) ÜZERİMİZDEKİ TESİRİ
YASAKLARIN (OLMAZLARIN) ÜZERİMİZDEKİ TESİRİ
  • Yayınlanma24 Mayıs 2022 11:38

Aklımda fikrimde bir süredir hakim bir düşünce. Yasakların insanoğlu üzerindeki o cezbedici ve karşıkonmaz derecedeki etkisi nereden gelmiş yapışmıştı yakamıza böyle? Yasaklara (olmazlara) meylimiz Hz. Adem ve Hz. Havva atalarımızdan bize miras kalan genetik bir duygu muydu, yoksa şeytanın imtihanımızı zorlaştırdığı bir oyunu mu?

Düşünsenize bir ömür boyunca bir olmazın peşinden sürükleyip kendimizi nasıl da hırpalıyor yıpratıyoruz bedenimizi, yüreğimizi, ruhumuzu. Bu “olmaz’lara”  (yasaklara) varlığımızı adayıp o kadar meşgul oluyoruz ki onlarla, imkansız oluşunun şiyarına bile varamıyoruz. Öylesine kaptırıyoruz ki kendimizi o “olmaz’a” (yasağa), ondan başkasına lâl ve âmâ oluyoruz adeta. Bütün duyularımızı yitirip ne görebilir ne işitebilir ne de hissedebilir oluyoruz o gerçeği.

Boş avuntuların esiri olmuşken bu “olmazın” tezatıyla (olur duygusuyla) aldatıyoruz ümitlerimizi. Olmazın zıttını (olurunu) içimize öylesine işleyip,  sindirip, alıştırıyoruz ki kavramın bir gün özüne dönüşmesine ihtimal bile veremiyoruz. Ve belki de bu yüzden günü geldiğinde, kavram özüne, aslına, gerçeğine dönüşürken bu denli yakıp yıkıyor içimizi.

Bir şeyin evet sayısı 1 olan kişi ve ya bir  olay, olgu “yasak” unsurunun hayatımızdaki etkileri ne de büyük oluyor öyle! Hayatımızdaki her şeye mal oluşları, büyük çöküşlere, büyük kayıplara, yok oluşlara neden oluşları hep bu ahmakça aldanışlarımızdan dolayı değil midir?

Olmazı inatla ve gafilce “olur”  diye yalanlayışımızın, hayatımıza kastımız olduğunu tam da kavramın uyanışında farkediyoruz. Ve malesef ki kavram, aslına doğru yola koyulurken, bize kızgınlığını, bizi o yolda kazaya kurban edişleri ve ardısıra sürükleyişleriyle gösteriyor.

Ardında sürüklerken âfetler yaşatıyor adeta ümitleri kırılmış gönlümüze. Öyle bir deprem ile sarsıyor ki ömrümüzü, gökkubbenin tavanı altında “naçar” kalıyoruz!  Her şey ve herkes bir anda yerlebir, toz-duman oluyor. Kıyameti kopuyor, cançekişiyor gönlü yaralı ömrümüz. Sonra bir bakmışız ki ümitleri kırılmış hayatımızın gelmiş çatmış son demleri. Beyin ölümü gerçekleşmiş ümitlerin cançekişleriyle, parçaları kalmış elimizde can havliyle.