DOĞUDA KADIN OLMAK!

Önemde ilk olan öncelikte ilk olur. Doğuda kadın olmak, kadına gösterilen saygının saydam bir resmidir. Doğu kadını özünü kaybetmeden, batının emperyalist oyununa gelmeden, günümüze kadar kadını, olması gerektiği gibi gösteren tam bir örnek kanıttır. Bir tutam azınlık emperyalist batı savunucusu ve çoğunluğu kadınlardan oluşan bir azınlık sürüsü doğudaki kadınlarımızın, şiddete ve eğitimsizliğe maruz kaldıkları görüşlerini her küçük eylemlerinde dile getirseler de, doğu kadını duruşu ve davranışı ile asilliğini korumayı başarmıştır. Medeni Kanun’un getirdiği hak ve hürriyetleri çarpıtmayı başarmalarına izin vermemiştir.

İsviçre Medeni Kanunu örnek alınarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe konulan 743 sayılı kanun, kadın erkek eşitliği ile kadınlara istedikleri mesleğe girebilme hakkını tanımıştır. (Medeni Kanun’dan önce de kadın, istediği mesleği seçmekte özgür bir varlıktı ve gücü azımsanmayacak ölçüde tarihe imzasını atmıştır.) Bunlardan bir tanesi soyadı kanunundan önce Kara Fatma lakabı ile tanınan kadın askerimizdir. Kurtuluş Savaşı kahramanı kadın askerimiz 1. Dünya Savaşı’ndan sonra ülkemizde işgallerin başlaması üzerine aile ve çevresi, akrabaları, köylüleri ile savunma çeteleri kurmuş daha sonra bu çetesi ile düzenli orduya katılmıştı. Batılı emperyalistlerin, Medeni Kanun öncesindeki kadınlarımıza taş devri kadınları muamelesi yapılıyormuş da, yeni kanun ile kadınlarımızın hak ve özgürlüklerine kavuştukları savunuculuğu kendi inanışlarından öteye geçememiştir.

Bu kanunu saptırmaya çalışan emperyalistler azınlıkta olmasına rağmen ses getirdiğini düşündükleri basit eylemleri ile kadın propagandacıları tarafından batının emperyalist oyununa ortaklık ederek kızlarımızı ve kadınlarımızı, davranış, giyim ve ahlaki yönden çarpık bir yaşamın içine çekmeye çalışmaktadırlar.

Peki, Medeni Kanun neler getirmişti? O tarihe kadar (sözde) erkeklerin gerisinde tutulan kadın, Medeni Kanun ile birlikte yasalarla korunmaya başlandı. (Kadın cinayetlerinin medeni kanundan sonra çoğaldığının altını çizmek istiyorum.) Kadın ve erkek eşitliğinin yasal düzenlemesi gerçekleşti. Aile hayatında da kadın ve erkek arasındaki eşitlik sağlanmış, kadına da boşanma hakkı tanınmıştır. Çocukların kız ve erkek ayırımı yapılmaksızın, aile mirasından eşit ölçüde faydalanmasının önü açılmıştır.  Resmi nikah zorunlu hale getirilerek, erkeğin çok kadınla evlilik yapabilmesinin önüne geçilmiştir. Evlilik akdi, devlet güvencesine alınmış, kadının da evlilikte eşit olduğu yasal zeminde kabul edilmiştir. Çocukların iyi yetiştirilmesi için anne ve babaya yükümlülükler getirilmiştir.

Medeni Kanun’un getirdikleri kadar götürdüklerini de ciddi anlamda bilmekte fayda var.

Bir kadın ile erkeğin asla eşit olamayacağı gerçeği. Erkek yaratılış fıtratı gereği güçlüdür, karuyucu ve sahiplenicidir. Kadın yapıcı, kuralcı ve düzenleyicidir. Bu bakımdan kadın ve erkek birbirini tamamlayan varlıklardır. İş gücü bakımından bir erkeğin yapabileceği herşeyi kadın da yapar görüşü doğru bir görüş değildir, kadın kendi gücüne ve dayanıklılığına göre iş seçebilir. Örneğin bir kadın uzun süre inşaatta çalışamaz, kum, harç, tuğla taşıyamaz, yerin kilometrelerce altında maden işçiliği yapamaz.  Bu bakımdan bile düşünüldüğünde kadın erkek eşitliği kuralı bozulmuş oluyor.

Kadın Erkek Eşitliği;

Bir kadınla bir erkeğin eşit olduğu savunuculuğu sadece batılı bir tutam kadın azınlık tarafından dilimize dolanan, batı savunucularının dayatması sonucu Medeni Kanun’larımız arasında yer almasından ama kullanılırlık bakımından aslı astarı olmayan bir kavramdır. Doğu da kadın olmak batı gözünden bakıldığının aksine şanstır. Çünkü doğu erkeği kadınını değerli hissettirir, saygıda ve sevgide önceliklidir. Kadın, kadınken özeldir, erkek güçtür, destektir, babadır. erkeklerin egemen olduğu sadece bir varsayımdır. Kadın, ilk boy’lardan günümüze egemendir. Bir erkek eşinin onayını almadan tek başına karar vermez. Eşler arası bağımlılık ise gelenek ve göreneklere dayanan saygıdır. Bir tutam kadın azınlık tarafından dile getirilen eşitlik kavramı, erkeği ötelemek, kadının sesinin baskın çıkmasını, daha açıklayıcı olmak gerekirse kadının dişiliğini belirleyici ve erkekleri pasif birer robota dönüştürme girişimleri çabasıdır.

Özellikle doğu kadınlarının güçsüzlüğünden dem vurarak kendi bağımlılıklarını öne çıkardıklarının farkına varamazlar. Oysa ki; bir doğu kadını kendi örfünün, adetinin, geleneklerinin dışına çıkmayarak, kendinden öncekilerde, gördüğü edebi, ahlakı kendinden sonraki nesile de davranışları ile örnek olarak aktaran saygın bir varlıktır. Bu geleneğin ilk şartının, babaya, eşe saygıdan sadakatten geçtiğini bilirler. Erkeğin yeri evin üst köşesidir çünkü bütün gün evinin rızkı için çalışmıştır, akşam olduğunda arkasına yaslanıp eşinin elinden bir bardak sıcak çay içmek en doğal hakkıdır, bunu doğu kadını bilir ve uygular. Öğretilmiş bir eylem değildir, ezelden ebede gösterilmiş bir eylemdir. Doğu kadını bu yüzden batılılara nazaran bir tık yukarıdadır. Sesini yükseltmez, Kur’an ahlakı ve mezheplerin öngörüşüne göre davranır. Türk, Kürt, Alevi, Sünni ayrımı gözetmeksizin görgü örf ve adetlerimizin dışındaki bir dünyayı benimsemeyecek olan doğu kadınları sayesinde nesilden nesile, geçmişten geleceğe en güzel miras olarak kalacaktır. Erkek, yaratılış itibari ile güçlü, koruyucu, gözeten bir varlık olarak neslini devam ettirecek, kadın saygınlığını sürdürecektir. Doğuda kadın olmak öncelikli olmaktır.

İlginizi Çekebilir

DAKA’dan kooperatifçilik paneli

Muş’ta, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı işbirliği ile “Kırsalda daha iyi …