KONUŞMALAR

M.A: Bir soru sorabilir miyim? -Tabii ki. M.A: Devrim? -Bütün sakinleri uykuda olan bir mahallede davul çalmak. Kir ve çamurdan manzarayı kapatan pencereye su tutmak. “Doğru budur, değişmez” diyen bin kişinin karşısına Allah’ın doğrusu ile tek başına çıkmak. Metaforu bırak açık konuş diyorsan, devrim, insan eliyle kurulmuş sahte düzene kafa tutmak, canı ve kanı ile […]

KONUŞMALAR
KONUŞMALAR
Nuray Özdemir
  • Yayınlanma18 Şubat 2022 17:21

M.A: Bir soru sorabilir miyim?

-Tabii ki.

M.A: Devrim?

-Bütün sakinleri uykuda olan bir mahallede davul çalmak. Kir ve çamurdan manzarayı kapatan pencereye su tutmak. “Doğru budur, değişmez” diyen bin kişinin karşısına Allah’ın doğrusu ile tek başına çıkmak. Metaforu bırak açık konuş diyorsan, devrim, insan eliyle kurulmuş sahte düzene kafa tutmak, canı ve kanı ile o düzeni alt üst etmek için kararlılıkla mücadele etmektir.

M.A: Peki, devrimci?

-Haksızlık, yalan, riya, fitne düzeninin karşısında dik duran benim için devrimcidir. Ali Şeriati, Malcolm X, Necip Fazıl, İsmet Özel, Nurettin Topçu, Nuri Pakdil, Muhammed Ali, Hasan El Benna, Aliya İzzetbegoviç, Adnan Menderes, Erbakan Hoca, Recep Tayyip Erdoğan.

M.A: Peygamber Efendimiz (sav) dâhil olabilir mi?

– O (sav) devrimleri de deviren. O’nun ismini sıradan insanların isminin arasına yazmak olmaz. Bana, O’nu herhangi bir mukayesenin, en’in, daha’nın içine almak doğru gelmiyor, nâçizane düşüncem.

M.A: Benim için sen de devrimcisin.

-Mahallede davul çalmamışım da bir iki kişinin camına taş atmışımdır belki. Müslümanca duruş’un hakkını verdiğim gün kendimi devrimci addederim senin için, söz…

M.A: Bir soru daha. Bir Müslüman bir olay karşısında nasıl aksiyon almalı? Söylemi bırakıp eyleme geçme noktası ne olmalı ve aksiyonu nasıl çerçevelendirmeli?

Müslümanın çerçevesi bellidir, Allah açık seçik bildirmiştir. Allah’ın razı olmadığı her şey çerçevenin dışındadır, bizim için çerçeve O’nun rızasıdır. Hep diyorum hani o çerçevenin dışına çıkacak olduğumuzda frenlemek için “Peygamberimiz (sav) olsa bu olay karşısında ne yapardı?” sorusu çok önemli çünkü Efendimiz, Allah’ın razı olmadığı bir şey yapmadı.

Aksiyon denince aklımda hemen Üstad belirir. Necip Fazıl, “aksiyoner gençlik” için Anadolu’yu karış karış gezer, tahayyülündeki “Büyük Doğu Nesli” için bütün çalışmalarını Müslümanı söylemden eyleme geçirmeye programlar. Herkesin içinde tutuşmayı bekleyen bir ateş vardır. Bazen onu tutuşturan kibrit bir olaydır, bazen bir kelime, bazen bir insan yahut bir hayal. Samimi olan tesir eder, o kişinin ruhuna değecek o kibritin yani kelimenin, olayın, insanın samimi olması gerekir. Yaşadığımız çağda maalesef kelimeler etkisini kaybeder oldu, olaylar sıradanlaştı. Bu çağ için yeni bir dil lazım, kökü 1400 yıl evvelde olan bir dil. İslamiyet nasıl o kadar geniş bir coğrafyaya yayıldı? Aynı dilin konuşulmadığı o coğrafyalarda nasıl anlaştılar, dertlerini, davalarını nasıl bu kadar etkili anlattılar?

M.A: O dili bilmediğimiz için bu kadar sıkıntı oluyor sanırım.

-Lisan-ı hâl yani hâl dili yani anlatmaktan ziyade yaşadılar, anlatmaları gerekenleri öyle güzel giyindiler ki üzerlerine, hallerine sindi, anlatacaklarını öyle bir yaşadılar ki çoğu yerde anlatmaya bile gerek kalmadı, yaşananları duyan geldi.

Gönül fethi kolay değil, gönüle değmek, orada bir çerağ uyandırmak kolay değil, önce sen yaşayacaksın, üzerine sinecek, o hal senin üzerinde eğreti durmayacak ki söze döküldüğünde kulağı ve gönülü tırmalamasın.

Bir Hocam derslerimi ihmal ettiğimde sitem eder bana, “ne yapıyorsunuz orada” derdi. Okuyoruz, geziyoruz, öğreniyoruz derdim. Sen o gençlerin başındasın, ne anlatıyorsun onlara, derdi. Şunları, bunları derdim. Sen bunları tam anlamıyla yaşıyor musun Nuray, derdi. Haklıydı. Lisan-ı hâl kavi olmazsa tüm sözcükler sûni kalır, sabun köpüğü gibi, pasta kreması gibi. Kendimizi yetiştirmeden birilerine yetişmeye kalkmak yolda onlara çarpıp hep birlikte yuvarlanmaya, yere serilmeye sebep olur.

Konu çok saptı kusura bakma, bitirelim. Söylemi bırakıp eyleme geçmek için bardağın taşmasını beklememek lazım tabi. Hayırlı derde tâlip olan kişi, samimiyeti ölçüsünde duramaz eyleme geçer zaten. Mesela bütün Muşluların tek derdi Muş’u ayağa kaldırmak ama eyleme geçen üç beş kişi çünkü hakiki dertli olan onlar. Şairin,

“Yel esiyor ama Değirmen dönmüyor. Kuraklık bu. Adın ekmeğe dönüşmüyor.” dediği yerdeyiz. Herkes konuşuyor ama aksiyon yok. Kelimeler ekmeğe dönüşmüyor. Samimiyetin kuraklığı bu olmalı. Devrim demiştik. Evvela kendi içimizde, ruhumuzda başlaması gereken bir devrim. Dedikodu yapmayan, laf taşımayan, fitneye sebep olmayan, haksızlığın karşısında duran, dürüst; mazlumu, masumu, mağduru dert edinen, rızkını Allah’tan bekleyen, kimsenin karşısında hiçbir koşulda eğilip bükülmeyen, onurlu, ahlaklı, mücadeleci bir insan olmak bu çağ için en büyük devrim. İnanıyorum, başaracağız.