| |||||||||||||||
| Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı | |||||||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
MAZLUM POSTUYLA ZULÜM
Bu konu üzerine yazı yazıp yazmama konusunda çok kararsızlık yaşadım. Bazen yazınca yaptığın işin işe yaramazlığını görüyorsun. Yazdıkların işe yaramıyorsa sen neye yarıyorsun dediğim çok oldu. Sadece bu köşede yazdıklarım ile ilgili değil. Yapılan sohbetlerin, hitapların hepsi için geçerli. Ne desen sağır karşındaki, haklıysan bir de lal oluveriyor. Üniversitedeki yapılanma ile ilgileniyorum son günlerde. Baştan söyleyeyim, benim bu iş ile ilgili bir beklentim yok. Akademik kariyer ile ilgili planlardan vazgeçeli bir on yıl olmuştur. Yeni bir başlangıç için de yaşım müsait değil. O yüzden kimse bu yafta ile başlamasın eleştirmeye. Geçenlerde, üniversitenin geçen yıldan beri ilgilendiği, akademik kadrosuna katmak için sözlü davette bulunduğu bir arkadaşıma olayın akıbetini sordum. Duyduklarım beni hayrete düşürdü. Demek zalimin postunu mazlum olmaktan sıyrılmış her kez geçiriverirmiş üzerine. Asıl tuhafıma giden o postun altında bile mazlum hikâyeler anlatılmasıdır. Doğrudur, darbe sevdalısı ulusalcılar yıllarca ötekileştirdikleri bütün düşünceleri akademik alandan uzaklaştırmak için büyük bir uğraş verdiler. Bunu kısmen de başardılar. Üniversitelerde muhalif düşüncelere sahip akademisyenlerin azlığı da buradan gelmektedir. Şimdi aynı işi bu alanda egemenlik kurmuş olanlar yapıyor. Çıkıp ilan veriyoruz, şartları uyanlar geliyor denilmesin. O ilanların nasıl hazırlandığını, elemelerin ne şekilde gerçekleştiğini biliyorum, biliniyor. O arkadaşın anlattıklarına gelince. Eğitim bilimlerinden yetkili biri ve odasını paylaşan birkaç arkadaş ile birlikte (istenirse isimleri ve diyalogun tamamını da yazabilirim), arkadaşa alan bilgisi, bilimsel eğitim gibi konuları bir kenara bırakarak; ‘solcu musun, ateist misin, cemaatler hakkında ne düşünüyorsun’, sorularını soruyor. Sonra da başlıyorlar nasıl mağdur edildiklerini anlatmaya. Arkadaşın dosyası incelendiğinde övgü dolun cümleler edilmişti. ‘Sizin gibi birinin yeri üniversitedir’ türünde haklı yakıştırmalar yapılmıştı. Sonra bilimsel(!) ölçütlere uymayınca o melun kapı gösterildi. İdmanlıdır arkadaşım. Yıllar öncede sırf Kürt olduğu için o kapı gösterilmişti kendisine, başka bir üniversitede. Emin olunsun aynı zulüm farklı gerekçeler ile yapılıyor. İnsan en çok körlüğü kendisi konusunda yaşarmış. Ben buna inanırım. Aynanın sadece kabuğu göstermesine bu yüzden içerlerim. Çünkü körlük kelimelerle giderilecek gibi değil. Yani, ‘dün bize bu zulmü reva gördüler’ ile başlayan bir konuşmanın sonunda o koltuğu zapt etmiş bir aslan gibi büyüyünce, mevzi kazanılmış sanılıyor ya, değil. Kazanılan tek gerçek, zulmün yani sahipliğidir. Dün ulusalcılar hükümrandı, kendisi dışındakiler öteki. Şimdi cemaatçiler hükümran, diğer kalanlar gavur. Kimse kızmasın. Veya kızanlar açıp akademik listeyi incelesin. Hala ikna olmayan kalırsa başını taşa vurmaktan başka çare yok. Bütün çağların ortak mazlumları bizleriz. Tarihin kirli yüzünden seçilen tek gerçek; bize hiçbir kapının açılmayacağıdır. Ama unutulmasın, o zulüm kapılarının nasıl devrileceğini artık biliyoruz. Eskiler bizi sevmedi, şimdikiler de, benzeşmediğimiz sürece (ki emin olun niyetimiz yok, yan ürünlerimizi yanınıza alarak da bu işi yürütemeyeceksiniz) sevmeyecek, kabullenmeyecekler.
|
GALERİ |
|||||||||||||
|
Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||||||