| ||||||||||||||||||||||||
| Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı | ||||||||||||||||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
HERKES İÇİN BARIŞ...
19 – 20 Ekim 2009 tarihi ülkemiz açısından önemli bir süreç olmuştur. Bu tarihte Abdullah ÖCALAN’IN çağrısı üzerine Kandil ve Maxmur’dan “Barış ve Demokratik Çözüm Gurubu“ olarak 34 kişiden oluşan 2 grubun Türkiye’ye gelişleri, Kürt ve Türk barışseverlerinin umutlarını arttırmıştır. Avrupa’dan gelmesi beklenen gurubun gelişi ile bu süreç daha da olumlu olacaktı. Barış karşıtlığı, savaş çığırtkanlığı üzerinden siyaset yapan ve beslenen kesimlerin Avrupa’dan gelecek gurubunun gelişinin engellenmesi için çaba içerisinde olmaları bu sürece ne kadar samimi olduklarını göstermiştir.
Barış ciddi bir iştir, emek ister, saygı ister, samimiyet ister, hoşgörü ister, diyalog ister. Bazı çevreler özellikle Kürt açılımının gündeme geldiği günden bu yana hem açılım hem de barış çabaları karşısında bocalamaya başlamışlardı. Bu telaş neden diye sormak gerek. Herkesin Barıştan yana katkı sunması gerekirken, samimiyet ve saygı göstermesi gerekirken tekrar ülkeyi geçmişte yaşanan kaos ortamına sürüklemek doğru olmaz. Barıştan yana endişe edenlerin bu çabası anlamsızdır. Yıllardır süren bu savaş sürecinde çoğu insan bu süreçten rant elde etti. Özellikle yaşadığımız bölgenin en temel ihtiyacı olan Eğitim, Sağlık, sosyal ve ekonomik anlamda yapılması gereken harcamaların yerine savaşa milyar dolarlarca kaynak aktarılmış ve bazı kesimler buradan rant elde etmişlerdir. Yaşanan savaş sürecinde hayatını kaybedenlerin çoğunluğu Emekçi, köylü ve yoksul aile çocuklarıdır. Bu soruna samimi bir çözüm aramak gerekir. Kan, gözyaşı ve insan yaşamı üzerinden siyaset yapmamak ve buradan nemalanmamak gerekir. Böylesi bir süreçte herkesin ve herkesimin hassasiyet göstermesi gerekir. Barışa tahammülü olmayanların yıllardır yapmış oldukları, şiddet ve linç girişimleri, ötekileştirme ve inkar politikaları sadece halkları karşı karşıya getirmek ve halklar arası kin ve nefreti daha da büyütmekten başka bir işe yaramadı. Siyasetçilerimiz başta olmak üzere, Sivil Toplum örgütü temsilcileri, aydınlar, yazarlar, sanatçılar ve toplumun tüm kesimlerine burada büyük görev düşmektedir. Gelişen süreci iyi değerlendirmek ülke barışına ve demokrasisine katkı sunmalarıdır. Bu süreçte Provakatif, şiddeti körükleyen yaklaşımlardan kaçınılmalıdır. Sağduyu, samimiyet ve hoşgörü temelinde birbirimize yaklaşmalıyız. Tabi bu arada bu süreçte servetlerine servet katanlarda mutlaka barış umutları karşısında telaşa kapılmışlardır. Bu ülkede barış şarkıları söylenince, Halkların kardeşliği, eşit ve özgür birlikteliği tesis edilince savaştan, kan ve gözyaşından, insan yaşamından medet umanların telaşa kapılması da normaldir. Bu savaş için harcanan milli gelir, Türkiye halklarının cebinden çıkmaktadır. Dünya teknoloji başta olmak üzere her konuda ilerlerken ülkemizin büyümesi de gecikmektedir. Kürtlerin barışa ne kadar ihtiyaçları var ise Türkiye’de yaşayan diğer halklarında en az o kadar Barışa ihtiyacı vardır. Yaşamını bu savaşta yitirenler hepsi bizim insanlarımız, bu savaşta sadece Kürtler ölmüyor, en az bir o kadarda Türkler ölüyor. Cumhurbaşkanı ve Başbakanın Kürt açılımına bu kadar sahip çıkmalarına PKK tarafından alınan Eylemsizlik kararı ve bu kararın uzatılması çok iyi bir karşılık olmuştur. Ardından son olarak Abdullah ÖCALAN’IN çağrısı üzerine “Barış Ve Demokratik Çözüm Grubu” olarak iki grubun ülkeye gelmiş olmaları hem dünyaya ve hem de ülkemize çok ciddi bir mesajdır. Bu çağrıya karşılık olarak gerek Kandil gerekse Maxmur’dan gelen 34 kişinin Türkiye’ye gelişinden sonra yapılan yargılamaların hemen ardından serbest bırakılmaları da ayrıca barışa önemli bir katkı sağlamıştır. Türkiye’de ciddi sayıda savaş çığırtkanları olmasına rağmen barışın kazançlı çıkacağını umuyorum. Akan kanının, gözyaşının durması ve anaların ağlamaması için herkesin bir şeyler yapması gerekiyor. Kürt açılımının ilk tartışmaya başlandığı günden buyana katkısı olan ve duyarlılık gösteren herkesi, kutlamak gerek. Özellikle ve yakınlarını bu savaşta kaybeden Kürt ve Türk anne - babaları ve diğer yakınları tavırlarını, düşüncelerini , söylem ve eylemlerini bir daha gözden geçirmeleri ve bu pratikleri ile yetkililer üzerine baskı unsuru olmaları gerektiğini düşünüyorum. Artık aileler “Benim yüreğim yandı, Başkasının yüreği yanmasın”,“Benim evladım öldü, Başkasının evladı ölmesin”,“Bizler artık çocuklarımızın ölmesini istemiyoruz”, “Yaşanan bu acılara birlikte son verebiliriz”,“Herkes için BARIŞ” diyebilmelidirler. Bu savaşta büyük acılar yaşayan başta Kürtler olmak üzere Türkiye halkları, barışseverleri; ülkenin büyük bir bölümünde ortaya koydukları barış şarkıları ile ne kadar barışa susadıklarını, ne kadar barışı arzuladıklarını ortaya koydular. Yıllardır ülkelerinden, ailelerinden, evlerinden ayrı kalan insanların evlerine dönüşlerindeki anlamı, coşkuyu, sevgiyi iyi görmek ve bu buluşmayı iyi değerlendirmek gerekir. Barış ve özgürlük adına bu buluşmadan sonuç çıkarmak anlamlı olacaktır. Barış elçisi olarak gelen Barış ve Demokratik Çözüm Gurubu’na gösterilecek yaklaşım, aynı zamanda Kürt Sorununun çözüm sürecine yaklaşımı gösterecektir. AKP Hükümetinin bu konudaki samimiyetini, ciddiyetini ortaya koyacaktır. Eğer sürece olumlu yaklaşılır ve cesur adımlar atılırsa Türkiye'nin her koşulda önü açılacaktır. Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki Türkiye, bu süreçten demokrasisini ve barışını güçlendirerek çıkacaktır. Doğru ve samimi bir yaklaşım halkların bir arada Eşit, Özgür ve birlikte yaşamına katkı sunacaktır. Bu nedenle AKP hükümeti, Barış taleplerine kulağını tıkamamalı, atılan bu adımlar karşısında sorumlu yaklaşmalı ve oluşan fırsatları barış ve çözüm için değerlendirmelidir.
|
GALERİ |
||||||||||||||||||||||
|
Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||||||||||||||||