Son Dakika:

  İletişim    Künye  
Haber 49
Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

HABER ARA


Gelişmiş Arama

KADININ SEÇİMİ : BELEDİYE

Okunma  Yazar :
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 466
Tarih  Tarih : 03 Mart 2009, 11:57

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ülkemizin hali ortada.. Bir çok uluslar arası belgeye imza atmış; ama iş uygulamaya gelince sıvışmışız. Halbuki bu hükümet, birkaç yıl önce bir anayasa değişikliği yapmış; uluslar arası anlaşmaları iç hukuktan üstün saymıştı.

Anayasa’nın 92. maddesi tamamen ülkemizi bağlayıcı bir nitelik taşımasına karşın, bir çok konuda olduğu gibi 1985 yılında taraf olarak altına imza atılan CEDAW belgesi de en azından Muş açısından bakınca hiçbir şey ifade etmiyor.

CEDAW’ın Türkçe karşılığı “Kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın kaldırılması sözleşmesi"dir. Bu sözleşmeyi imzalayan devletler kadınların sosyal, ekonomik, kültürel ve diğer alanlarda eşit olarak insan hakları ve temel özgürlüklerden yararlanmalarını ve bu hakkı kullanmalarını sağlamak için önlemler almayı taahhüt etmişlerdir.

Hiç kuşku yok ki özellikle Ortadoğu toplumları için bu, son derece ileri bir sözleşmedir. Sadece geleneklerimize ve yaşadıklarımıza bakınca acı tablo hepimizi karamsarlığa itmektedir. Erkeklik olgusu o kadar işlenmiş ki her şeyi mubah gören bir yerden algılatılıyor bize.

1 Aralık 2008 tarihli gazetelere düşen haberi hatırlayalım. Kadının biri erkeği reddedince, yanına beş arkadaşını alarak polis kılığında gazino basan gururu incinmiş erkekler(!) zorla ve sürükleyerek kadını kaçırmış ve saatlerce tecavüz etmişlerdi. Bu olayın kadınlık yönünde geleneksel yapıya değinirken, toplumsal olarak polislik olgusuna yüklediğimiz anlamın da ne kadar içler acısı bir hal aldığını vurgulamak gerekir. Bu olay, ülke olarak resmimizi açıkça ortaya koyan, kendi gerçeğimizle yüzleşmemizi zorunlu kılan bir olay olarak algılanmalıdır.

Bir kere kadın erkek nezdinde her şeyi hak eden bir varlık ama erkek de güce tapan, güçlüyü görünce ortadan kaybolan bir yapı sergiliyor. Bu alınyazısı uzun yıllar boynumuzda asılı duracak bir kara leke olmaktan kurtulamayacak. Ta ki bir gün kadınların da insan olduğunu hatırlayıncaya kadar.

Bütün bunları niye mi anlatıyorum? Çünkü hayatın yarısını oluşturan kadınların da yaşamaya, örgütlenmeye, korunmaya, yapmaya ve üretmeye hakları olduğunu unutan bir toplum olduk. Hayatımızın bir çok kesitinde onlar yok.

İlimizdeki kurumlara bakalım. Milli Eğitim ve Sağlık Müdürlüklerini yapısı gereği dışında tutarsak, kadınların konumlanışı ne düzeyde? Kurumlarımızda kaç tane kadın çalışan var? Üniversite bitirdiği halde, liseyi bitirdiği halde, ustalık belgesi aldığı halde çalışma hayatına katmadığımız, katılmasına izin vermediğimiz kadınların günahı boynumuzda olmayacak mı?

Milli Eğitim ve Sağlık Müdürlüklerine bakınca; neredeyse yarısı kadınlardan oluşan bu kurumların hangisinde kadınlar söz sahibi?.. Kaç tane okulumuzda kadın idareci var? Köy okullarında zorunlu olarak müdür yaptırılanları dışında tutarsak, kadınlara karşı bir önyargımız olduğunu itiraf etmeyecek miyiz?

İş dünyasında olması gerekirken, bir çok olumlu meziyeti olmasına rağmen, kadınları dışarıya salmayan biz değil miyiz? Kaç tane kadın esnafımız var ilimizde?

Sivil toplum örgütlerindeki kadınların durumuna bakalım: Kaç kurumda kadın yönetici var? Kaçında temsilci olmalarının önünü açmışız? Hangi siyasi parti kapılarını sonuna kadar kadınlara açmış durumda? Kimimiz sadece eylem zamanında, kimimiz seçim zamanında hatırlıyoruz.

Gelelim asıl meseleye: Önümüzde yerel seçimler var. Tabloya, geçen beş seneye bakınca bu seçimlerde sadece erkeklerin oy kullanma hakları olduğunu ilan etmek gerekir.

Belediyeler halkın eşit olanaklarda temsil edildiği kamu kurumlarıdır diyoruz. Bu kurumun hizmetleri herkesi kapsar diyoruz. Halk ya da herkes derken de sanırım kadınları da dahil ediyoruz. Ama kazın ayağı öyle mi?

Değil…

Tabloya bakalım… Belediyelere aday olarak kadın aday gösteren var mı? Belediye Meclislerine, İl Genel Meclislerine kadın üye koyan parti var mı? Olan varsa seçmen biliyordur zaten. Hele kadın seçmenler bu tutumu es geçmeyeceklerdir sanırım.

Geçen beş sene pratiğine bakarsak karşımıza ne çıkacağını sanıyoruz? En azından kadınların da oylarıyla belirlenen Belediye’de kaç tane çalışan kadınımız olduğunu sormak gerekmez mi? Bu anlamda kadınlara pozitif yaklaşmak zorunluluğu hissetmeyen yöneticilerimize CEDAW’ı hatırlatalım. Hani ülke olarak ayrımcılığı kaldıracaktık? Erkeklere sonuna kadar açtığımız iş olanaklarını kadınlara kapatarak ayrımcılığı daha da körüklemekten başka ne yaptık?

Evinde oturan, iş hayatından koparılan, ama yetenekleri olan kadınlarımızı üretime sevk etmek onların da oylarını alan belediyelerin özde görevi sayılır. Peki geçen beş sene içinde kadınlar için kaç tane kolektif, kaç tane kooperatif kuruldu? Kadınları işlevsel kılmak için Belediye eliyle kurulan bir tane işyeri, bir tane atölye var mı?

Evinde hapsolmuş kadınların dışarıya çıkmasını, temiz hava almasını, spor yapmasını, sosyal aktivitelere katılmasını, dayanışma içerisinde olmasını sağlayacak kaç tane organizasyondan bahsedebiliriz ki, bu geçen beş sene içinde? Her geçen gün biraz daha karanlığa gömdüğümüz kadınlar için alternatif alanlar oluşturulabildi mi?

Biliyoruz ki ilimiz muhafazakar bir il.. Zaman zaman kadınların mağduriyetine neden olabilecek bir takım töre işleyişi ile karşılaşabilmekteyiz. Türkiye Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’nın sunduğu “Namus Cinayetleri Raporu”na göre 2003 ile 2007 yılları arasında Muş’ta 18 namus cinayeti işlendi. Ki bunlar sadece tespit edilenler ve 2007’ye kadar olanlar. Bu olayın kaba bir cehalet ürünü olduğunu bile bile halkımızı aydınlatacak, bilgilendirecek, bilinçlendirecek kaç çalışma yapıldı ilimizde?

Geçen beş sene içinde diyelim ki bütün bunları yapmaya vakit bulunamadı. Peki kadınların ve onların örgütlerinin ekmek ve gül arayışına, hak arama mücadelesine katkısı ne oldu Belediye’nin? Bir tane eyleminde, basın açıklamasında, imza kampanyasında yer alabildi mi? Kadın örgütlerine, kadın kollarına danışarak toplumsal bir araştırma, bilimsel bir rapor hazırlayabildi mi? Belediye Meclisine, TBMM’ne kadın sorunu üzerine bir öneri sunabildi mi?

Elbette bütün bu sorulara cevap verecek olan kadın seçmenlerdir. Şimdiye kadar yapamamış olanların bundan sonra gündemine almalarını; ben yaparım diyerek ortaya çıkacakların da samimiyetlerini ortaya koymalarını sağlamak kadınların elinde.

Yani 29 Marta bir kez daha bakarsak; bu seçim kadına geleneksel yaklaşan zihniyet ile yenilikçi ve insani değerleri öne çıkaran, cinsiyet eşitlikçi zihniyetin arasında geçecektir. Ama sonucu belirleyecek olan kadının kendisi olacaktır.

 

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu Yazarın Önceki Yazıları

Son Haberler

Bir Şeyler Yapma Mücadelesi17 Ocak 2012

ANKET

Muş'un öncelikli sorunu nedir?






Tüm Anketler


RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi