1982 Anayasası'nın geçici 15 maddesi (nasıl geçici ise 28 yıldır aynı yerde duruyor.) şöyle diyor: GEÇİCİ 15. MADDE: "12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanı oluşuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezaî, malî veya hukukî sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz. Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmalarından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır." Bu maddeden neden başladık. Çünkü bu madde durdukça ihtilal'i yapanları, onların emrinde çalışanları kimse yargılayamaz, hatta gündeme getiremez. Bu sakıncalı maddeyi kaldırmak ve 12 Eylül’cülerin yargılanabilmesinin önünü açmak için 1995 yılında rahmetli Alpaslan Türkeş ve arkadaşları Meclis'e önerge vermişlerdi. O gün iktidarda Tansu Çiller-Necmettin Erbakan iktidarı mevcuttu. Tansu Çiller önergeye destek vereceğini söylerken, Necmettin Erbakan ve arkadaşları bu önergeye karşı çıktılar. Erbakan ve arkadaşlarının desteği ile 12 Eylülcülere yargı yolu açılamadı. Bugün AKP içinde politika yapan bir sürü insanda bu sorumluluğun içindedir. Her ne kadar söz Demirel'e aitse de politikada ''Dün dündür, bu gün bugündür'' sözü bütün politikacıların desturu olmuş. Dün 12 Eylülcülerin yargı önüne çıkmasını önleyen zihniyet, bugün anayasada kendi işlerine gelen değişiklikleri yapmak için, 12 Eylül'den nemalanmaya çalışmaktadır. Anayasada samimi olmadıkları, YÖK ve Cumhurbaşkanı'nın yetkileri konusunda takındıkları tavırlarında görünmektedir. Ahmet Necdet Sezer zamanında cumhurbaşkanlığının fazla yetkilerinden şikayetçi olanlar, Cumhurbaşkanlığına kendi düşüncesinden biri gelince hallerinden çok memnunlar. Aynı uygulama 12 Eylül ürünü olan YÖK'te de yaşanmadı mı? YÖK'ü yerden yere vuran, gece gündüz zararlarını anlatan zihniyet, YÖK kurumunu ele geçirince ağzını açmaz oldu. Televizyon, televizyon dolaşıp YÖK'ü eleştirenler, o konuda ağızlarını açmaz oldular. Şimdilerde ise Silahlı Kuvvetler'i yermek ve anayasayı değiştirmek için televizyonlardaki yerlerini alır oldular. Hele onların içinde bazıları var ki, 12 Eylülcülerin başı Kenan Evren'i yatlarında nasıl ağırladıklarını, zamanında gazetelerdeki köşelerinde ballandıra, ballandıra anlatmışlardı. Benim en çok dikkatimi çeken de, 12 Eylül öncesi aşırı solda olup, Türkiye insanının bütün değerlerine saldıranların bugün liberal kimlikle ortaya çıkıp yine Türkiye insanının bütün değerlerine saldırmalarıdır. Dün YÖK aleyhine binbir yazı yazanlar, bugün bu konudan bahsetmemektedir. Bugün hedefte askeriye vardır, saldırı şu anda yalnız onadır. Elbette TSK'da da değişmesi gereken yanlış uygulamalar vardır. Bunların değişmesini istemek farklıdır, TSK 'yı yıpratmak farklıdır. 8 sene iktidarda olup bir gün bile 12 Eylül aleyhine konuşmayanların bu hızlı dönüşü, kimseye inandırıcı gelmiyor. Ülkeye yarayacağı için değil, kendi işine gelince o işi yapmak samimiyetsizlikten öte bir şeydir. Referanduma evet demek AKP hükümetine ve yaptıklarına onay vermektir. Hayır oyu kullanmak ise yapılanları onaylamıyorum ve değişim istiyorum demektir. Halka ve geleceğimize sahip çıkmak en önemli sorumluluğumuzdur.
Bir Şeyler Yapma MücadelesiEĞİTİMİN GÖRÜNMEYEN YÜZÜYAZIK OLUYOR...İLİMİZİN GELİŞMESİNE KATKI SAĞLAYALIM...SÖZ BİTMEDİYENİ YIL BİR BAŞLANGIÇTIR...Okurdan...İSİM DEĞİŞİKLİĞİ DAVALARI17 Ocak 201204 Kasım 201121 Ocak 201106 Ocak 201130 Temmuz 201005 Ocak 201017 Aralık 200914 Ekim 2009