| ||||||||||||||||||||||||
| Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı | ||||||||||||||||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
KÜÇÜK SAVAŞÇI ÖZLEM
Kimimiz bir parça ekmek, kimimiz rahat bir yaşam için, kimimiz de bir tutam sevgi için savaşmıyor muyuz? Ama içimizde öyle biri var ki; ne aşk için, ne rahat bir yaşam için savaşıyor. O sadece okuma, yazma öğrenmek için savaşıyor. O küçük bedeni ile kocaman yüreğiyle hayata başkaldırıyor. İstese de istemese de oda bu savaşın içinde. İsyankâr, başı karlı ve mor dağların küçük ürkek ceylanıydı, Özlem. Bazen deli taylar gibi özgürce koşardı yemyeşil çayırlarda. Sanki rüzgârla yarışırdı. Güneşten esmerleşmiş teni, karakaşları, karagözleri, simsiyah atkuyruğun toplanmış saçları ile ezilmiş bir kentin koynunda büyüyen küçük bir kız çocuğuydu. Üzerinde çiçek desenli bir şalvar, ayağında naylon bir ayakkabı, boynunda ve bileklerinde nazar boncuklarından yapılmış kolye, kulağında renkli boncuklardan yapılmış bir küpe, küçücük ellerinde yarısı silinmiş kırmızı ojeleri vardı. Esmer bir kız çocuğuydu. Esmerlik kaderiydi, esmer olunca kaderi belliydi sanki. Adı Özlemdi. Özlemiydi bir şeyleri ve isminin kaderini yaşayacaktı. Okul çağı gelmişti Özlem’in. Okula gidecekti, arkadaşları olacak, mavi önlüğü, beyaz dantel yakası, pembe renkli çantası olacaktı. Her sabah erken okula gidecekti. Henüz yedi yaşındayken hayal kırıklığı yaşattı ona hayat; okula gidemedi. Okula giden arkadaşlarını arkasından gözleri dolu dolu seyrederdi. Her okulun yanında geçişinde o güzel kara gözlerinden yaşlar isyan eder gibi akıyordu. Zil çalıp da teneffüse çıkıp oyun oynayan çocukları gördükçe fırtınalar kopardı yüreğinde. Bende seneye okula başlayacağım derdi. Seneye okula başlayacaktı. Her gece yatağa girip de o güzel gözleri uykuya yenik düşünceye dek hayaller kurardı. Üzerinde mavi önlüğüyle okula gidiyordu, birçok arkadaşı vardı, teneffüs olduğunda arkadaşlarıyla oyun oynuyordu. Güzel şeyler erken bitiyordu; tıpkı düşleri gibi. Sabah olduğunda her şey eskisi gibi oluyordu. Bu yüzden sabah olmasını istemiyordu ama gerçeklerden de kaçamıyordu. Zaman büyütürken Özlem’i yavaş yavaş gerçeklerle yüzleştirmeye başlamıştı. Yine okula gidemedi. İçindeki umutla hayalini bir sonraki yıla emanet etti. İleride belki geri alacaktı onları. Zaman geçtikçe Özlem’e karşı daha acımasız oluyordu hayat, daha okula gitmeden onu elinden almışlardı. Yalnızca rüyasında okulu görüyordu ve birde okulun yanından geçerken dolu dolu seyrediyordu. Hiç önlüğü olmayacaktı, beyaz dantel yakası da, isminin nasıl yazıldığı bile bilmeyecekti Özlem… Hep mor dağların arkasını merak ederdi küçük kız. Sonunda istediği oldu. Hep ismini duyduğu İzmir’e gidiyordu. Yüreği bir kuş gibi çırpınıyordu. Güneşin doğduğu yerden, mor dağlardan, yemyeşil çayırlardan alma vakti gelmişti. Arabaya bindiğinde kalbi yerinden çıkacak gibi oldu. Yol boyunca hiç uyumadı. Küçük kız hep merak ettiği yerleri görmek için camdan dışarıyı seyrediyor, hayal kuruyordu. İzmir’e gidiyordu, her şey değişecek ve daha güzel olacaktı. Orda belki okula gidecek, yeni arkadaşları olacaktı. Yolda dışarıyı seyrederken her şey değişmeye başlamıştı bile, önce dağlar, evler her şey değişiyordu. Dağların yerini yüksek beton binalar almıştı. Küçük kızın gözleri uykuya yenik düşmeye başlamıştı. Ama o biraz daha bir şeyler görmek için uyumayacaktı. İzmir’e yaklaştıkça heyecanı daha çok artıyordu. Otobüs Özlem’i İzmir’in ellerine teslim etmişti. Artık Özlem İzmir’indi. İzmir onu da almıştı koynuna. Arabadan indi biraz yorgun, birazda şaşkın etrafına bakındı. Her tarafta insanlar vardı. Özlem ilk defa bu kadar kalabalık görüyordu. Ne yapacağını nereye gideceğini bilmiyordu. Kaybolmamak için annesinin elini tuttu. Üzerinde beyaz ince bir elbise havanın biraz soğuk olmasına aldırmadan ayağında yazdan kalma bir sandalet vardı. Sanki bütün bakışlar onun üzerindeydi. Biraz ürkek biraz şaşkınlıkla etrafına bakıyordu. Gidecekleri yerin adresini sordular, sonra arabaya bindiler. Kaderin ona hazırladığı oyundan habersizdi. Yeni evine varmıştı Özlem. Bir odası ve bir salonu vardı. Kutu gibi küçük bir evdi. Eski evinden çok daha küçüktü. İçi buruk halde yeni evini inceliyordu. Bu evi hiç beğenmemişti. İzmir özlem’e karşı ilk hamlesini yapmıştı bile. Artık gelirken yaşadığı heyecanın yerini üzüntü almıştı. Yorgundu uyumak istiyordu. Ama yine uyumadı ve etrafı gezmek istedi. Biraz dolaşacaktı annesinin, ‘kaybolursun’ demesine aldırmadan etrafı dolaştı. Denizi, denizin üzerinde duran gemileri gördü. Mavi rengi seviyordu, mavi rengin bu kadar güzel ve büyüleyici olduğunu denizi seyrederken fark etti. Hayran hayran baktı. Ne güzel diye mırıldandı. Gemilerin suyun üzerinde duruşunu, nasıl batmadığını merak etti. Burası geldiği yerden çok farklı ve güzeldi. Artık yorulmuştu. Eve geldiğinde yemek hazırdı. Fakat yemeği yiyemedi. Yatağa uzandı ve hemen uyudu. Birkaç gün böyle geçti ve bayram geldi. Buruk bir bayram yaşıyordu. Bayramlıkları yoktu ve ailesinin bayramlık alacak parası da. Özlem büyüyordu. Büyüdükçe elindekilerinin, hayalini, ümitlerini çalıyordu zaman. Önce okulunu elinden aldılar, şimdi de oyunlarını. Oyun oynamak bile yasaktı. Herkesin gözünde büyümüştü Özlem. Artık dışarıda oyun oynamak yerine evde duracak, kardeşlerine bakacak gerekirse annesiyle birlikte dışarıda çalışacaktı. Öylede oldu. Daha İzmir’e doymadan ona ve annesine iş bulmuşlardı. Her şeylerini geride bırakıp bir umutla geldikleri bu şehre yenik düşmemek için çalışacaklardı. Sabah işe gitmek için erken kalkmak zorundaydı. Ama o sıcak yataktan çıkmak kızgın güneşin altında çalışmak istemiyordu. Biraz daha uyumak istiyordu. Annesi küçük kızı sonunda yataktan kaldırmayı başarmıştı. Kalktığında kahvaltı hazırdı. Lavaboya gidip yüzünü yıkadı. Erken kalktığı için iştahsızdı, kahvaltı yapmak istemiyordu. Üzerini giyindi. Evden erken çıktıklarında daha etraf aydınlanmamıştı. Kendilerini tarlaya götürecek olan traktörü beklemeye başladılar. Küçük kız annesinin yardımıyla traktöre bindi. Gördüğü bütün yüzler ona yabancıydı. Kadınların bakışları üzerindeydi. Hava soğuktu. Traktörün kasasında gittikleri için üşüyordu. Küçük kız daha çok annesinin koynuna sokuldu. Giderken etrafı izliyordu. Denizi, denizin üzerinde duran gemileri, balıkçı kayıklarını gördü. Yol da uzundu. Erken kalktığı için gözleri uykuya yenik düştü. Annesinin dizine uzandı ve uyudu. Annesi üşümesin diye hırkasını üzerine örttü. Tarlaya gelmişlerdi. Küçük kıza yapamaz, çalışamaz demişlerdi ama o çalışacaktı. Eline bir sepet aldı ve pamuk toplamaya başladı. İlk önce oyun gibi geldi. Saatler ilerledikçe güneş kendisini hissettirmeye başlayınca yorulduğunu hissetti. Beli de ağrımaya başladı. Annesi kızına Kürtçe bir şeyler söyledi. O da annesine karşı çıkar gibi Kürtçe karşılık verdi. Küçük kız hem yorgunluğun hem de sıcağın etkisiyle iyice acıkmıştı. Annesi cebine koyduğu bir parça ekmeği kızına verdi. Biraz karnı doyar gibi oldu ama bu sefer sıcaklık bastı. Saatlerde geçmek bilmiyor, bir an önce eve gitmek istiyordu. Uzun ve yorucu geçen günün sonunda akşam oldu eve gitmek için hazırlıklara başladılar. Eve geldiğinde üzerini çıkarttı. Uyumak istiyordu ama evi temizlemesi gerekiyordu. Evi temizledi, yemeği beklemeden uyudu. Günler böyle devam etti Hava Özlem’e karşı daha sert olmaya başladı. Artık daha erken kalkıyordu. Karanlık daha kendini gündüze teslim etmeden yola çıkıyordu. Her taraf karanlıktı. Dışarıyı sokak lambaları aydınlatıyordu. Daha karanlıktı tarlaya geldiklerinde ve hava daha çok soğuktu. Ateş yaktılar. Özlem’in elleri çok üşüyordu. Ateşin başına geldi, ellerini ısıttı. Pamuk toplamaya başlayınca yine elleri üşüdü. Soğuk havaya inat, sıcacık yüreğiyle umut türküleri söylüyordu. Saat ilerledikçe güneş o nazlı yüzünü gösteriyordu. Biraz ısındı. Bazen yağmur yağmasını istiyordu. Yağmur yağdığı zaman işe gitmeyecekti. Hem çalışıyor hem de hayal kuruyordu. Çalışınca para kazanacaktı. Önce ev kirasını ödeyecek, kalan parasıyla kendine yeni kıyafetler alacaktı. Yine olmadı kazandığı bütün parasını ailesi almıştı. Özlem çalışmak istemiyordu artık. Küçük bedeni ile hayatın yükünü omuzların da taşıyor. Hayatın, ona verdiği rolü oynuyordu. İzmir Özlem’e çok acımasız davranmıştı. Okuma hayalinin yerine, ona ağır şartlarda çalışmayı sunmuştu. İzmir’e yenilmişti Özlem. Çocukluğunu yaşamayıp, pembe dünyaları siyaha boyanan, Oyunları elinden alınmış, küçük yaşlarda çalışmak zorunda kalan Özlem’ler olmasın.
|
GALERİ |
||||||||||||||||||||||
|
Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||||||||||||||||