| |||||||||||||||
| Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı | |||||||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
YAŞAMI, YAŞANILIR KILMAK
Sevgi ve hoşgörüye dayalı bir dünya kurmak elimizde olduğu gibi kin ve nefrete dayalı bir dünya kurmak da elimizdedir. Biri dünyayı yaşanılır kılarken; öteki anlayış dünyayı başkaları için cehenneme çevirmeye yeterlidir. Sevgi ve hoşgörüye dayalı bir dünya kurmak zor olsa da tercihimiz sevgi ve hoşgörüden yana olmalıdır. Zira kin ve nefrete dayalı bir dünyadan hiç kimseye fayda gelmez. Sürekli düşman üreterek yeryüzünde ne kadar kalınabilir ya da kin ve nefret üzerine kurulu bir bakış açısı kime ne yarar getirir sorularının yanında şu an içinde bulunduğumuz dünya sevgi ve hoşgörünün hakim olduğu bir dünya mı yoksa kin ve nefret ve onun ürettiği kavgaların/düşmanlıkların hakim olduğu bir dünya mı sorularına doğru cevaplar bulmak zorundayız. Bu sorulara yönelik vereceğimiz cevaplar bir söylem niteliği taşımaktadır. Öyleyse nasıl bir söylem geliştirmeliyiz ki yaşamı anlamlı kılsın ya da herkesi içine alabilsin?
Sevgi/hoşgörü ve kin/nefret insana ait iki duygu; ama bir araya gelmeyecek kadar da birbirine uzak görünüyorlar. Biri insanın olumlu öteki ise olumsuz tarafını temsil eder. Sevgi ve hoşgörü ne kadar insani ise kin ve nefret de o kadar insanidir. Sevmek ne kadar tabii ise nefret etmek de o kadar tabiidir. Bunları inkar etmek ya da yok saymak mümkün olmadığına göre o halde sorun nerededir? Sorun ne sevginin ve hoşgörünün kendisi ne de kin ve nefretin kendisidir. Yerli yerinde kullanılan bir sevgi ve hoşgörü yerli yerinde kullanılan bir kin ve nefret sorun oluşturmaz. Bunları birbirine karıştırmak ya da bunları yerli yerinde kullanmamak sorun yaratır. Ama bence daha önemli bir sorun da şu olsa gerek: Nasıl bir dünyada yaşamak istiyoruz ya da kurmak istediğimiz dünya nasıl olmalıdır sorusuna gelip dayandığımız zaman sorun veya sorunlar ortaya çıkmaktadır. Yani kurmak istediğimiz dünya sevgi ve hoşgörü üreten bir dünya mı olmalı kin ve nefret üreten bir dünya mı olmalı? Yaşamı yeniden kurmak her dönemde insanın karşısında bir sorun olarak durmaktadır. Nasıl bir dünya, nasıl bir yaşam sorusu beraberinde bir bakış açısını da getirmektedir. Öyleyse sahip olduğumuz bakış açısı sevgi ve hoşgörü eksenli yoksa kin ve nefret eksenli mi bu son derece önemlidir. Çünkü kurmak istediğimiz dünyanın/yaşamın anlamlı olması, yaşanılır olması, katlanılır olması ona bağlıdır. Yani bakış açısı ve ona yönelik geliştireceğimiz söylemden bahsediyoruz. Yaşadığımız dünyada insanlar gelecek konusunda ne düşünüyorlar? Geleceğe yönelik umutlarını koruyorlar mı yoksa gelecek konusunda karamsar bir tablo mu çiziyorlar? Eğer karamsar düşünüyorlarsa böylesi bir anlayışa nasıl ve nereden geldiler? Gelecekle ilgili zihinlerini, gönüllerini, hayallerini nelerle doldurmaya çalışıyorlar? Yaşadıkları dünyanın nesnesi mi yoksa öznesi mi olmak istiyorlar? Şiddetin bir yaşam biçimi olarak kendini dayatmaya çalışması ve kendine özgü bir söylem geliştirmesi karşısında nasıl bir duruş sergilemek gerekiyor? Bunun karşısında sevgi ve hoşgörüye dayalı bir söylem etkili olabilir mi? Yaşamı yeniden kurmak adına uzayıp giden sorular… Söz konusu edilen yaşamı yeniden kurmaksa öncelikle nereden başlanması gerektiğidir. Kin ve nefret ve onun bir sonucu olarak ortaya çıkan şiddete muhalif bir duruş sergileyebilmek için farklı bir bakış açısı ve söyleme ihtiyaç vardır. Kin ve nefret ve onun doğal sonucu olarak ortaya çıkan şiddete karşı sevgi ve hoşgörüyü eksene alan bir söylem geliştirilmediği sürece yaşamın kurucu öznesi olamayız. Yaşamın anlamlı ve yaşanılır kılınabilmesi için toplumu özünde var olan ama nefretin gölgesinde kaldığı için neredeyse anlamını yitiren sevgi ve hoş görü kavramları ile buluşturmalıyız. Çünkü sevgi ve hoş görüye dayalı olmayan bir dil/söylem insanlığı kucaklayamaz. Aksine şiddet üretir. Kin ve nefret ve şiddetin bir bakış açısı haline geldiği ortamlar ise asla sağlıklı ortamlar olamazlar. Öte yandan sahip olduğumuz bakış açısı ve söylemin bizden sonrakilere iyi ya da kötü bir miras bırakması gibi bir boyutu da vardır. Çocuklarımıza güzel bir gelecek sunmak ya da bizden sonra yaşamın kurucu öznesi olması için onlara kazandıracağımız bakış açısı ve geliştireceğimiz söylem bu açıdan çok önemlidir. Sevgi ve onun sonucu olan hoş görüye dayalı bakış açısı ve söylemin yaşamın esası olduğuna inanıyorum. Öyleyse şu an sahip olduğumuz bakış açısı ve söylemin merkezinde hangi kavramlar yatmaktadır onlara bakmak gerekiyor. Yarının dünyasında etkili ve kalıcı olan söylemin sevgi ve hoşgörüye dayalı söylem olacağı gün gibi aşikardır. Kin ve nefret ve onun sonucu ortaya çıkan şiddet ise her zaman ki gibi sahiplerini tarihin çöp sepetine atacaktır.
|
GALERİ |
|||||||||||||
|
Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||||||